skip to Main Content
Christmas Hero

YENİ YILDA YENİ BİR HAYAT.. (42)

YENİ YILDA YENİ BİR HAYAT..

Sanki daha birkaç ay öncesiydi 2018 in başlaması. En azından bana öyle geldi. Hangi ara on iki ay geçmiş ve yeni yıl kapıya dayanmış? Bir yılı daha iyisiyle kötüsüyle yaşadık, kısacası yaş aldık ve yeni yıl için yeni ümitler biriktirmeye başladık bile. Hepimizin çok severek kullandığı “ümitsiz yaşanmaz” cümlesini bende burada tekrar etmek istedim. Sakın ola ki ümitlerinizden vazgeçmeyin. Hiç birimizin hayatı mükemmel değil, olmak zorunda da değil. Burada önemli olan nasıl mutlu olacağımızı bilmemiz, sadece kendimizle yarışarak, çevremizle ve kendimizle barışık olarak hayata devam etmemiz.

Şayet yaşamamız gereken hayatı yaşamadığımızı düşünüyorsak, orada bir durup düşünmemiz gerekir. Çoğumuz günlük hayatımızı sürdürüp giderken hiçbir zaman şu soruyu kendimize sormayız, “Yaşamak istediğim hayat gerçekten bu mu?”. Burada maddiyata bağlı bir hayattan bahsetmiyorum, söylemek istediğim bizi mutlu ve tatmin eden bir hayata sahip miyiz? Bize sağlıklı ve huzurlu bir hayatı gene biz sunabiliriz çünkü.

Öncelikle duygularımızı köreltmemeliyiz. Aşırı gezmek, aşırı içmek, aşırı çalışmak, aşırı alışveriş, aşırı yemek yemek ya da yememek, aşırı uyumak ya da hiç uyumamak, aşırı oyun oynamak, internette aşırı zaman harcamak, ya da hiç çalışmamak bunların hepsi duygularımızı köreltme yöntemidir. Bütün bunları yapmamızın  sebebi o anda hissettiğimiz şeyden başka bir şey hissetme çabamızdır. Çünkü hissettiğimiz şey huzursuzluktur, doyumsuzluktur, tedirginliktir ve bir şeylerin yolunda olmadığının belirtisidir. Ancak huzursuzluktan uzaklaşma ihtiyacımız onunla yüzleşmekten, böyle hissetmek istemediğimiz gerçeğinden ve böyle yaşamak istemediğimiz olgusundan kaçmanın bir yoludur. Öyleyse kaçmayı ve körleşmeyi bırakacağız ve kendimizi dinlemeye başlayacağız. 

Başkalarının başarılarına özememeliyiz ve kıskanmamalıyız. Dışarıdan bakıldığında herkesin hayatı bizimkinden daha iyi görünebilir. Daha fazla para, daha büyük ev, daha iyi araba, daha egzotik seyahat, daha iyi iş, daha çok başarı… Eğer kendimizi başkasına özenir buluyorsak ve keşke onun yerinde ben olsaydım diyorsak, yüksek ihtimalle bunun nedeni onların başarısının bizim istediklerimizi temsil etmesidir. Hâlbuki herkesin hayatı kendinedir ve hiçbir yaşam asla mükemmel değildir. O yüzden dışarıya bakmayı bırakıp içeriye bakmaya başlamalıyız. Nasıl yaşanacağı konusunda başkalarının hayatlarını örnek almak yerine, kendi hayatımıza bakıp kendimize “Hayatım niçin bana göre yeterince iyi değil?” gibi sorular sorarak yanıtları tamamen kendi içimizden geldiği gibi cevapladığımızda, kendimiz için neyin yeterince iyi olduğuna karar verebiliriz.

Sürekli onay peşinde olmamalıyız. Her ne kadar hepimiz övgüye değer versek de ve övgü almakta hiçbir sakınca yoksa da övgü bir izin değildir. Ama sürekli onay peşinde olursak, övgü bizim için neyin yanlış neyin doğru olduğunu saptadığımız bir gösterge haline gelir. Kimse bizim işimizi, yaşam tarzımızı, davranışımızı, ilişkimizi, düşüncelerimizi beğenmek ve onaylamak zorunda değildir. Çünkü yapmamız gereken şeyi içten gelen bir şevkle yaptığımız zaman kendimizden şüphe etmeyiz ve başkalarının onayını almamıza da gerek kalmaz.

Hepimiz zaman zaman kendimizi yalnız, terk edilmiş ve bomboş hissederiz. Ama kendimizi kronik bir boşluk içinde buluyorsak, bu bir şeylerin yanlış gittiğinin belirtisidir. Çoğu kez eksik olan bir amaçtır. Yaşadığımız hayat bizim için anlamsızlaştığı zaman boşluk duygusu meydana gelir. Sanki yaptığımız hiçbir şeyin bir fark yaratmadığı hissine kapılırız. Daha da derinde, yaptığımız şeyin önemli olmadığını hissederiz. Yapmamız gereken işi yaptığımızda içimizden bir zorlama ile o işi yaptığımızı hissederiz. Sevdiğimiz işi yaparsak şayet ve sevdiğimiz kişilerle olursak tüm bu olumsuz hisler yok olur.

Artık çok kolay hüsran duygusu yaşıyoruz hayatımızda. Çünkü kronik doyumsuzluk, bir şeylerin olması gerektiği gibi olmadığı hissi, belki de bu hayatın bize göre olmadığının bir belirtisidir. Belki bizim yerimizde bir başkası olsa hiç hüsran duygusu yaşamazdı. Ancak bu duyguyu yaşayan biz, belki de kendimize başka bir hayat yaşamamız gerektiğini söylemeli. Kendimize soralım; “Hayatımda beni en çok rahatsız eden şey nedir? Hayatımda en çok değiştirmek istediğim şey nedir?” Bu soruları yanıtladığımız zaman, hayatımızın değerlerimizle bağdaşmayan yanını keşfedecek ve aynı zamanda değerlerimizden birini ya da daha fazlasını tanımlamış olacağız. Bu da, değerlerimizi örnekleyerek yeni hayatımızı yaratmaya başlayacağımız anlamına gelir. Eğer hayatımızda yeterli motivasyonumuz ve gücümüz yok ise, yaptığımız işe inancımız yoksa ve o işin bizim için biçilmiş kaftan olduğunu hissetmiyorsak; artık onu başka bir şeyle değiştirmemizin vakti kesinlikle gelmiştir.

Yepyeni bir yılı karşılayacağız iki hafta sonra. Gelin en sevdiğimiz renkte kapağı olan yepyeni bir defter alalım ve 2019 için (yeni hayatımız için) kalbimizden geçen tüm isteklerimizi ve ümitlerimizi oraya not düşelim. İstersek her şeye yeniden başlayabiliriz. İstediğimiz her şeyi değiştirme gücüne de sahibiz, yeter ki isteyelim güçlü ve çalışkan olalım. İnanın kimse bizi tutamaz istediklerimizi yapmak için, yeter ki biz kendimize güvenelim ve o mücadele ruhu içinde olalım. Kişi isterse hayatını her zaman baştan yazabilir buna inanın. Önce siz kendinize inanın… Tam size göre olan ve yaşamanız gereken bir hayat var önünüzde… Hepimizin, potansiyelimizi hayata geçirmeye ihtiyacı var. Ayrıca buna hakkımız da var. Eğer yaşamamız gereken hayatı yaşamadığımızı hissediyorsak, yaşamamız gereken hayatın peşine düşmeliyiz ve istemeliyiz.

Beni takip eden okuyucularım artık biliyordur ne kadar çok mesaj veren öyküleri sevdiğimi. Her zaman olmasa da yazıma uygun düştüğünde kısa bir öykü ile kapatmak isterim yazımı. Bu hafta da dört mahalleli kasabayla sizleri baş başa bırakıp, haftaya kadar sevgiyle kalın diyorum.

Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış. Birinci mahallede EVETAMA’lar yaşıyormuş. EVETAMA’lar ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise “EVET, AMA” diye cevap verirlermiş. Cevapları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.

İkinci mahallede YAPICAM’lar yaşarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış, ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Dolayısıyla bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş. Yaşamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.

Üçüncü mahallede yaşayan KEŞKECİLER’in hayatı algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama her şey olup bittikten sonra. KEŞKECİLER’in de başları kanarmış hep duvarlara vurmaktan!

Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise İYİKİYAPTIM’lar otururmuş. KEŞKECİLER’ler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış.

YAPICAMLAR, KEŞKECİLER’le birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış.

EVETAMA’lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikayet ederlermiş.

İYİKİYAPTIM mahallesindeki insanların kusuru da, beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıymış!

41_14.12.2018

ŞİRA YILDIZ ASAN

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kullanılabilinir.

 

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/YENI-YILDA-YENI-BIR-HAYAT-/1839

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir