skip to Main Content
31 Tv

TOPLUMU YOZLAŞTIRAN TELEVİZYON (31)

TOPLUMU YOZLAŞTIRAN TELEVİZYON

Uzun zamandır aklımda olan ve beni rahatsız eden televizyon akışı ile ilgili yazmak istiyordum. Bu küçük kutu evlerimize girdiğinden beri her şey değişti bence toplumda. Özellikle son yıllardaki yayın akışı ile toplumun ahlak ve etik anlayışı bozuldu. Her toplumun kendine has kültürel bir yapısı ve değerleri vardır geçmişinden gelen ve bunu aile yapısıyla birlikte koruyan. Peki, sizce kaldı mı bu değerler? Neden bu toplum değişti diye düşündünüz mü hiç? Bu değişimin en büyük sebeplerinden birisi televizyondaki yayın akışı bence.

Toplumumuzda televizyon önemli bir yer kaplıyor. Halkımız gününün dolayısıyla hayatının çoğunu TV karşısında geçiriyor ve en çok gündüz kuşağı programlarını, dizi ve maç seyrediyor.

Dünyada en çok televizyon izleyen ülkelerin başında Türkiye geliyor. Açıklanan veriler de bu bilgiyi doğruluyor. Verilere göre; Türkiye günde ortalama 5-6 saatini televizyon karşısında geçiriyor. Çalışma zamanı dışında da faaliyetlerin yüzde 94’ünü kaplıyor televizyon. Öte yandan Avrupa’da ortalama 3 saat, Japonya’da 2,5 saat ve Çin’de 3 saat olan TV izleme istatistiklerini göz önünde bulundurursak, Türkiye’de TV’nin büyük bir etkisi olduğunu görüyoruz.

Bir toplumu yaralamak ve zarar vermek istiyorsanız onların değerleri ile oynarsınız. Bence bize de yapılan şuan bu.

Şöyle bir topluma baktığımızda, modernlik adı altında ahlaki değerler insanlara unutturuluyor. Aile değerlerimiz yıkılıyor, hiçe sayılıyor ve ahlaksızlık kafalarımızda doğallaştırılıyor. Ne kadar uzun süre televizyon seyredersek o kadar beynimiz yavaş çalışır aslında.

Televizyondaki yayın akışı toplumun ahlakını bozdu, bozuyor ve daha da çok bozacak bu gidişe bir “dur” diyen olmazsa.

Eskiden ne kadar güzel dizilerimiz vardı. Aile birlikteliğine, paylaşıma, sevgiye, yardım etmeye, dürüstlüğe ve onurlu yaşamaya özendiren. Çoğumuzun yayın gününü iple çektiği dizileri hatırlarsınız, “Canım Ailem, İkinci Bahar, Süper Baba, Perihan Abla, Mahallenin Muhtarları, Çiçek Taksi, Ekmek Teknesi, Bizimkiler, Çocuklar Duymasın, Avrupa Yakası” gibi..

Şimdiki dizilerde ise sınır tanımayan tecavüzler, kadına şiddet, aldatma, kötülük, kavga, çeteler arası şiddet, mafya düzeni, aile birlikteliğini bozacak ilişkiler, tehditler, küçük yaşta cinsellik, dolandırıcılık, şantaj, yalan, paraya ve lükse özendirme.. Onursuzluğun, ahlaksızlığın ve kötülüğün tavan yaptığı senaryolar!

Şuan yayında olan ve bana iyi gelen tek dizi var oda Jet Sosyete ( iyi ki varsın Gülse Birsel).. Diğer hiçbir diziyi izlemiyorum çünkü kötülük ve entrika görmekten yüreğim daralıyor ve bu kötülüklerin toplum içerisinde kanıksanmasından da son derece rahatsızım.

Son dönem dizilerine şöyle bir bakarsak; kadını aşağılayan, kadına şiddeti ve tecavüzü normalleştiren yapımlar. Ne kadar üzücüdür ki izleniyor ve reytingleri var. Bazı diziler özellikle sınırsız kötülüğü ve yalanı destekliyor, normalleştiriyor ve Türk aile yapısına kesinlikle ters düşüyor. Özellikle toplumundaki aile yapısını bozacak senaryolar; zengin yaşını almış bir erkeğin sürekli boşanıp her seferinde daha genç bir kadınla evlenmesi ve her kadından da bir çocuk yaparak bu çocukların hep beraber aynı evde babalarıyla yaşamaları, yetmiyormuş gibi kadınların kocalarını aldatmaları gibi örnekler! Diğer çoğu dizide ise şiddet, mahallede kendi kanunu silahla ve kaba kuvvetle oluşturmaya çalışan çeteler, vicdansızlık, onursuzluk, namussuzluk almış başını gidiyor.

Televizyon dizilerinde sunulan yaşam tarzları özellikle hayatı tanıma evresinde olan çocuklar ve belirli bir bilinç düzeyi oluşturmaya çalışan gençlerin bilinçaltını şekillendiriyor. Dizi yapımcılarının sorumsuz yayıncılık anlayışı ve kolay yoldan para kazanma hırsı koskoca toplumun gelecek kuşaklarının zihnini bozuyor. Kadın ve kötülük üzerinden reyting üreten ucuz yayıncılık anlayışı daha ne kadar devam edecek?

Gündüz kuşağındaki yayınların da toplum kültürünü bozduğu kanaatindeyim. Evlilik programları, yemek yarışmaları, kim ne giydi yapımları, evlilik dışı çocukların dramları, örf ve adetlerimize aykırı kısmetse olur hikâyeleri ile toplumun ahlaki yozlaştırılması ve çökertilmesi söz konusudur.

Televizyon topluma hizmet etmek, sosyal sorumluluk taşımak zorundadır. Televizyon bir yaygın eğitim müessesesidir. Bilgilendirme, eğlendirme, haber verme gibi işlevlerini yerine getirirken toplumsal normları gözetmek zorundadır.

Toplum olarak televizyona gereğinden fazla önem veriyoruz ve bu kadar aşırı televizyon izlenince de ortaya büyük etikler çıkıyor kanımca. Bunların bazıları kısa süreli etkiler bazıları ise daha uzun süreli etkiler oluyor. Bu kadar kötülüğü ve çarpıklığı izlediğimizde önce yadırgasak da, daha sonrasında bilinçaltında bu ilişkiler normalleşiyor. Televizyonun en önemli etkisi bilinçaltına yaptığı uzun süreli etkilerdir. Toplum dönüştüğünü bilmeden dönüşüyor aslında bu yayınları izleyerek.

Sansürsüz yayınlanan dizilerin kişilik bozukluklarına yol açabildiği gibi, televizyon küçük yaşlardan itibaren izlendiği için çeşitli zihinsel ve psikolojik tahribatlara sebep olduğunu bilmenizi isterim.  Dizilerin görsel ve bedensel bir dile sahip olması nedeniyle, örnek alınan kimlik ve davranış modelleri de kişilik bölünmelerine ve çatışmalara neden olabilmektedir.  Dizilerde anlatılan olay ve canlandırılan karakterler çocukların bilinçaltına işlemekte ve iz bırakmaktadır. Çocuklar bu karakterlere benzemeye çalışarak, sağlıklı olmayan davranışı normal gibi algılıyor ve kendisine örnek alarak rol model yapıyor maalesef ki. . Televizyonun çocuklarımızın geleceğini, ruh ve beden sağlığını nasıl tehlikeye attığını unutmamamız gerekiyor..

Diğer acı bir durum ise; aileler deli gibi çocuklarını ajanslara götürüp artist yapmak için çaba sarf ediyorlar ve bu alanda ilerlemeleri için çocuklarını teşvik bile ediyorlar… Tabi evde oturup magazin programlarında ünlülerin sadece dışarıdan “cazip gözüken” hayatlarını seyrederek, paranın ve şöhretin cazibesine kapılarak çocuklarını düşünmeden o yalan dünyanın içine atabiliyorlar…

Elbette Türk dizilerinin ve gündüz kuşağı programlarının genel ahlaka aykırı yayın yaptığı ve kültürel değerlerimizle çatıştığı ile ilgili şikâyetler vardır fakat benim gözlemim toplumun geneli bu tür yayın içeriğinden memnun. Diziler ahlaki yozlaşmanın sebebi değil sonucudur bence. Toplumdaki ahlaki çözülmenin bir göstergesidir Türk dizileri. Faydalı yayıncılık yapan, belgesel yayınlayan kanallar ekonomik sıkıntı içerisindeyse suçu sadece de dizilerin üzerine atamayız elbette ki. Son yıllarda toplumda zaten genel bir ahlaki çöküntü gözle görülür bir şekilde mevcut.

Ben “sorumlu yayıncılığın” teşvik edilmesini istiyorum ve bunun içinde en kısa zamanda desteklerin ve yaptırımların olmasını diliyorum.

Güzel bir haftasonu geçirmeniz dileğimle..

28.09.2018

Şira Yıldız Asan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kullanılabilinir.

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1677

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir