skip to Main Content
Sevgi Sözleri 696×455

“SEVİYORUM SENİ, YAŞIYORUZ ÇOK ŞÜKÜR DER GİBİ.” (49)

49_08.02.2018

“SEVİYORUM SENİ, YAŞIYORUZ ÇOK ŞÜKÜR DER GİBİ.” -1

Nazım Hikmet Ran’ın bu sözüyle merhaba demek istedim sizlere bu hafta. Sevdiğine ve sevgiye hasretle giden bir adamın sözü gerekti çünkü bugün bana. Nerden başlasam, nasıl başlasam.. Malum ocak ayı hastalıklarla geçti bizim aile için ve halen de devam etmekte.. Tabi ki “şükretmekten” vazgeçmiyoruz ve Rabbim daha kötülerden sakınsın diyoruz. Bu zaman zarfında biraz naçizane “Türk televizyonunun” gündüz ve akşam yayın akışını takip etme şansım oldu. Özellikle gündüz kuşağında yayınlanan program içeriklerindeki olaylar karşısında dehşete düşüyorsunuz ve nasıl oldu da toplum bu kadar dejenere, ahlaksız ve utanmaz oldu diye üzülüyorsunuz. Aile birlikteliğinin yok sayıldığı, çocukların hiç düşünülmediği, her bir birliktelikten ayrı ayrı çocukların doğrulduğu, aldatmanın normal sayıldığı bir ortamda yaşananları toplum olarak ekran karşısına kitlenerek izlediğimizi gördüm. Buna ek olarak son yıllarda danışanlarım tarafından dinlediklerim, etrafta gördüklerim artık bu kadar da “ekstra rahat” yaşanmaz dedirtti bana.. Eminim size de dedirtecek tarzda bu hikâyeler. Bu konuyla ilgili kitabım yolda inşallah. Hedefim bu yıl sizlerle kitabımı buluşturmak, ancak bugün yaşamların ne kadar arsız, yüzsüz ve çıkarcı bir hal aldığını sizlerle paylaşmak istedim.

Anne babalarımız zamanında çoğunlukla görücü usulü evlilikler yapılır ve bir ömür boyu sürmesi için de genellikle kadınlar fedakârlık yaparmış. Halende o nesil bu fedakârlığı sadece evlilikleri için değil aynı zamanda çocukları içinde fazlasıyla gösteriyorlar. Bu kuşakta sadakat duygusu yüksek olduğundan çok daha verici ve sabırlılar. Eskiden boşanmak ayıp sayıldığı için, dayanılacak bir düzeyde ise evlilik devam ettirilirmiş hemen boşanılmazmış. Dul ve çocuklu bir kadının yeniden evlenmesi de hoş karşılanmazmış aslında. Evin erkeği çalışıp eve para getirir, kadın ise evi çekip çevirir çocukları büyütürmüş. Şayet kadında çalışıyorsa, gene evin ve çocukların sorumluluğunun çoğu annede olurmuş. Halen birçok aile de bu böyle devam etmekte. Kısacası yüz yıllardır bir evliliğin yükü daha çok kadının üzerinde. Bu durum yavaş yavaş değişiyor yenidünya düzeniyle ve yeni nesillerle birlikte, çünkü kuşak farklılıklarını bariz bir şekilde ilişkiyi yaşama şekillerinde de görüyoruz.

Peki, yeni kuşaklar ne istiyor ve nasıl yaşıyor? Birçoğu her şeyi kolay elde etmek istiyor, çabuk tüketmek ve değiştirmek. Emek vermeden, çaba sarf etmeden elde edilen şeylerinde değeri olmuyor ve de kıymeti de bilinmiyor dolayısı ile. Yeni kuşaklar ilgi odağı olmayı seviyor ve beklentilerini yüksek tutuyorlar. Hedeflerini net olarak tanımladıkları halde çok kolay sıkılabiliyorlar. Özgürlüklerine düşkün oldukları kadar hayatlarını rahat yaşamaları da çok önemli onlar için. Dolayısı ile eski usul zorlu aşklar ve sevgiler onlar için bir anlam ifade etmiyor, ne de olsa internet ve sosyal medya ellerinin altında. İstedikleri her şeye, herkese ve her bilgiye hemen ulaşabiliyor ve iletişime geçebiliyorlar. İyi gözükmek ilk sırada geliyor onlar için. Spor yaparak fit bir vücuda sahip olmak, son moda giyinmek, güzel kokmak, son teknolojiyi kullanmak, trend olmuş mekanlarda takılmak ve hep beğenilmek en çok istedikleri arasında. Birde mümkünse sosyal medya fenomeni olarak hızlı ve kolay bir şekilde paraya ve üne sahip olmak.

Buna bağlı olarak da yeni yüzyılda kurulan ilişkilerin çoğu hep çıkar odaklı ve yüzeysel. Karşı taraftan eğer bir beklenti varsa o kişiyle samimiymiş gibi gözüken iletişime giriliyor ve fayda sağlandıktan sonra hiç düşünmeden tekrar iletişime ara veriliyor, ta ki tekrar bir işi düşene kadar. Burada önemli olan karşılıklı çıkarların giderilmesi ve aynı bakış açısını yaşanan özel ilişkilerde de görebiliyoruz. Artık sevgiye göre değil de, daha ziyade çıkarlar doğrultusunda “kişi” seçiliyor ve ilişkiler yaşanıyor.

Kadınlarla başlayacak olursak; erkek egemen bir dünyada her zaman ve her alanda olduğu gibi tabi ki işleri biraz daha zor. İlişki bazında birkaç gruba ayrıştıracak olursak kadınları şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza. Birinci gruptaki kadınlar okumadan, çalışmadan çok fazla emek harcamadan daha kolay ve rahat yaşamak adına mevkii ve gelir seviyesi yüksek bir erkek seçiyor. Bunu yaparken de seçtiği erkekteki hiçbir detayın önemi olmuyor zira burada belirleyici unsur oturacağı semt, arabasının markası ve kredi kartı limiti oluyor. İkinci gruptaki kadınlar daha çok erkekler tarafından maddi manevi kullanılan kadınlar. Diğer kadınlara göre çok daha duygusal olan bu kadınlar sevdikleri için neredeyse tüm fedakârlığı yapan ve günün sonunda karşı taraftan takdir görmeyen ve kendi değerlerinin farkında olmayan kadınlar. Üçüncü gruptaki kadınlar ise genellikle erkeksiz yaşamayan, kendilerini bir erkek olmadan tamamlanmış, özgüvenli ve tatmin edilmiş hissetmeyen kadınlar grubu. Bu gruptaki kadınların bazıları boşanmış ve çocuklu olduklarından üzerlerindeki sorumluluğu paylaşacak ve onları tekrardan rahat ettirecek birini istiyorlar hayatlarında. Çünkü hem çalışıp hem çocuğa tek başına bakmak zorluyor onları, çabalamaktansa daha rahat olmayı seçiyorlar. Dördüncü gruptaki kadınlar ise nedense dünyada bekâr erkek kalmamış gibi evli erkeklere kanca atan ve bir başkasının evliliğini yıkarak onun üzerine kendi ilişkisini gözünü kırpmadan kurabilen, kuramadıklarında ise o erkeğin hayatında ikinci kadın olmayı kabul edenler. Son gruptakiler ise evli veya ilişkisi olup da, buna rağmen dünyanın en normal davranış biçimiymiş gibi başka kişilerle de ilişki yaşayan kadınlar. İstisnalar tabi ki de kaideyi bozmaz; fakat son yıllarda kadınlar mevkii sahibi ve geliri iyi olan eş adayları arıyorlar. Kendileri daha çok çalışıp emek verip iyi bir kariyer yapmaktansa, kolaya kaçıp hazırdan gelen parayla daha rahat bir yaşam standardını seçiyorlar.

Erkekler de birkaç gruba ayrılmış durumda. Bunlardan ilki çok alışkın olduğumuz yaşını almış yüksek gelirli “beyler” grubu. Bu beyler kendilerinden bir hayli küçük ve güzel bayanları kendilerine layık görüp onlarla yollarına devam ediyorlar. İkinci grup ise son yıllarda özellikle Rusya ve çevresinden kız bulup yurda getiren ve kendilerine göre de bu durum için bir sürü savunma mekanizması geliştirmiş “beyler” grubu. Üçüncü gruptakiler ise son zamanlarda gittikçe yaygınlaşan eskiden ayıp sayılan kadın parası ile geçinmek isteyen “beyler” takımı. Dördüncü grupta ki erkekler ise sonsuz bir özgürlüğe kucağını açmış, daldan dala, çiçekten çiçeğe konan ve sonrasında hiçbir açıklama yapmayı gerek duymadan yok olmayı tercih edenlerden oluşuyor. Son gruptakiler ise evli fakat sadık olamayanlar. Eşlerini vicdanen çok rahat aldatıyorlar ve bunun içinde kendilerini savunacak türlü türlü bahaneleri oluyor. Tüm bu “bahanelere” karşı ise asla boşanmıyorlar çünkü ne evdeki düzünden vazgeçmek istiyorlar nede bireysel keyiflerinden. İlişkilerin bu denli ikiyüzlü bir hal alması aslında kişileri daha fazla yalnızlığa ve mutsuzluğa itiyor..

Bu gruplar dışında tabi ki dürüst, doğru, sadık, sevgi odaklı ve herkes tarafında takdir edilen ilişki yaşayanlar da var, şu zamanda azınlıkta olsalar da.. Onlara diyecek tek bir sözümüz yok bu devirde, alkışlamak dışında. Devamı haftaya sevgili okuyucularım.. “Biz başka severdik. O yüzden başka sevemedik.” demiş Nazım Hikmet, nede güzel söylemiş.. Nazım Hikmet Ran’ı sevgiyle anıyorum.. Evinizden sevgi eksik olmasın  #iyiol

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı/bir bölümü kullanılabilinir.

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1965

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir