skip to Main Content
5a7ae7b32269a223cc918f31

“SEVGİ” – LİLER GÜNÜ (50)

50_15.02.2019

“SEVGİ” – LİLER GÜNÜ

Dün 14 Şubat “Sevgililer günüydü” ve bu yıl sanki diğer yıllara göre daha sönük geçti ülkemizde. Bangır bangır bağıran reklam kampanyaları ve pazarlama mesajları sanki bu yıl daha azdı. Dün Beşiktaş’ta olmama rağmen kimsenin elinde güller veya hediyeler görmedim ilk kez. Restoranlara yapılan rezervasyonlar da işletmecileri sevindirememiş. Bana göre ticari günlerden birisi olan sevgililer günü de ekonomiye kurban gitti bu yıl anlaşılan. Ya da “sevgimiz” de mi tükenmişlik sendromu yaşıyor acaba diye düşünmedim de değil hani. Belki bu özel günlerden de bıktık ve bazılarınız benim gibi sevgimizi adı konan “özel” bir günde göstermenin ne kadar saçma olduğunu düşünüyor.

Geçen hafta sevginin ve ilişkilerin nasıl bir değişim sürecine girdiğini, bazı kadınlar ve erkekler tarafından nasıl yaşanmaya başlandığına bakmıştık. Bu hafta ise “doğru sevgi anlayışı” ile bitirmek istiyorum “yeni ilişkiler” yazımı.. Yenidünyada ilişkiler saflığını bu kadar yitirmişken ve çıkarcı bir hal almışken, sevgiden sizce bahsetmek mümkün mü? Aşkın ve sevginin yok olmaya yüz tutmuş hali bu olsa gerek. Artık o büyük aşkları ve sevgileri sadece dizilerde ve filmlerde görüyoruz maalesef, tabi ki istisnalar kaideyi bozmaz. Kimsenin kimseye tahammülü kalmadığı bir dönemde bir ilişkiyi ya da evliliği yönetmek ve sürdürmek de artık büyük bir sabır ve emek istiyor. Peki, ilişkiler bu duruma nasıl geldi dersek; en önemli cevabı internetin ve sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle diyebiliriz. Her şeye bu kadar kolay ulaşırken ve de bu kadar çok alternatif varken, tabi ki de ilişkilerin ve evliliklerin sadakat dolu ve keyifli yürümesini de bekleyemezdik değil mi?

Bize düşen ise kendi ilişkimizi elimizden geldiğince çevremizden, internetten, sosyal medyadan, arkadaşlarımızdan kısacası herkesten korumak olacaktır. İlişki kurmak, karşımızdaki kişi ile pek çok şeyi paylaşmak demektir. Duyguları ifade etmek ve karşı tarafın duygularını anlayabilmek bir beceri işidir. İyi bir ilişki için öncelikle kendimizi tanımamız gerekir. Kendimizi tanırsak davranışlarımızın, duygularımızın ve düşüncelerimizin farkında oluruz. İyi bir evliliğin veya ilişkinin içinde öncelikle sevgi, saygı, güven, hoşgörü, şefkat, iyi iletişim kurma, karşı tarafı anlama isteği vardır. İlişki bir bütündür, bunu oluşturan da iki ayrı kişidir.

Aslında şu hayatta kurduğunuz en önemli ilişki kendimizle kurduğunuz ilişkidir. Kendimize veremediğimizi bir başkasından beklememiz gerçekçi değildir. Kendimize şefkat göstermediğimiz, değer ve önem vermediğimiz sürece karşı tarafın bunu vermesini beklememeliyiz, ‘‘Bizim kendimize veremediğimizi, kim bize verebilir?’’ ki.. Kendini sevmeyen biri bir başkasını gerçek anlamda sevemez. Bir başkasına ancak kendimize verdiğimiz kadar sevgi verebiliriz. Şu durumda kendimizi sevmiyorsak bir başkasını da hak ettiği gibi sevemeyiz. Kimseyle ilişkiniz kendinizle olan ilişkinizden daha iyi olamaz. Kendini sevmeyen kişinin kendisine yönelen sevgiyi hissetmesi de zordur. Sevilmeye layık olduğunuzu hissetmiyorsanız birinin sizi seveceğine de inanmazsınız. Başkalarının bizi sevmesi de kendimizi sevmemiz için yeterli değildir. Kendimizi sevmek, içimize dönüp kendimizle ilgili düşüncelerimizi fark edip üzerinde çalışmamız ile olur. Herkes hak ettiğini düşündüğü şeyi seçer.

Sevilmeyi hak ettiğimizi düşünüyorsak bizi sevecek kişileri seçeriz. Kendimize değer vermiyor, sık sık eleştiriyorsak seçeceğimiz kişi de bize bu şekilde davranacak bir kişi olacaktır. İlişki kuracağımız kişileri biz seçeriz. Bu seçim sürecinde ihtiyaçlarımız doğrultusunda karar veririz. Seçimlerimizi anlayabilmemiz ve sağlıklı tercihler yapabilmemiz kendimizi tanımamız ve kendimizi sevmemiz yoluyla olur. Aksi takdirde hep birbirine benzer ilişkiler kurarız ve bu bir kısır döngü haline gelebilir. Bu nedenle insanın kendine dair farkındalığını arttırması ve fark ettikleri üzerinde çalışması çok önemlidir.

Çıkar üzerine değil de SEVGİ üzerine inşa edilmiş İLİŞKİLER peşinde olalım bence, ancak böyle gerçek mutluluğu ve huzuru yakalarız. Diğer türlü her şey gelip geçici olur ve siz her şeye yeniden başlamak zorunda kalırsınız, buda çok yorucu olur. Oysa sevmek ve sevilmek kişiyi hayata bağlar ve her koşulda daha başarılı ve mutlu olmasını sağlar. Eğer halen o saf sevgiyi arıyorsanız (biliyorum bulmak her zaman çok kolay olmayabilir) emin ki bir yerlerde sizi de bekleyen muhteşem bir sevgi var, yeter ki buna olan inancınızı ve isteğinizi kaybetmeyin. Haftaya kadar sevgiyle kalın #iyiol

Birlikte ‘Eskimek’ çok güzel, Eksilmedikçe…” Nazım Hikmet Ran…

Bir sabah, erken bir saatte, yaşlı bir adama sokakta yürürken bir bisikletli çarpmış ve hafif yaralanmış. Etraftakiler hastaneye götürmüşler. Hemşireler, röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı adam biraz huzursuz olmuş; “acelesi olduğunu, röntgen istemediğini” söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.

“Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah saat dokuzda birlikte kahvaltı etmeye gidiyorum, gecikmek istemiyorum” demiş, yaşlı adam. Bunun üzerine, Hemşire “Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz” demiş.

Yaşlı adam üzgün bir ifade ile “Ne yazık ki eşim  Alzheimer hastası hiçbir şey hatırlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor” demiş.

Hemşireler hayretle, “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz? Biraz gecikseniz ne olur ki? ” diye sormuşlar.

Adam, buruk bir sesle “Evet, o beni tanımıyor, ama ben onun kim olduğunu hala biliyorum”, demiş…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı/bir bölümü kullanılabilinir.

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1981

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir