skip to Main Content
30 Modern Kolelik Sistemi

MODERN KÖLELİK SİSTEMİ (30)

MODERN KÖLELİK SİSTEMİ

Yaz tatili bitti, sonbahar geldi, okullar açıldı ve herkes tekrardan işinin başına geçti bile sevgili okuyucularım. Tatilden sonra çalışmak biz büyükleri, okula gitmek küçükleri germiyor değil. Fakat çalışmadan ve okumadan yaşam sistemimiz yürütemeyiz elbette ki.

İnsanoğlunun yaşamını sürdürmesi için çalışması gerekir. Ama ne kadar çalışmamız gerekir? Ortalama günlük çalışma saatleri ulustan ulusa ve aynı ulustaki bir şirketten diğerine ve aynı şirkette de kişiden kişiye farklılıklar gösterir.

Her zaman söylerim, asıl önemli olan çok çalışmak değil, verimli çalışmaktır. Yıllık çalışma saatlerini inceleyen araştırmalar da bu gerçeği doğruluyor. Örneğin Meksika en çok çalışan ülkeler arasında, Almanya ise en az çalışan ülkelerde liste başı. Bu ülkelerin kişi başına düşen milli gelirlerine bakıldığında Almanya’nın Meksika’dan yaklaşık 5 kat daha iyi olduğunu görüyoruz. Demek ki çok çalışmaktan ziyada daha verimli ve doğru çalışmak başarı getiriyor. Tabi ki burada da yaşadığınız ve çalıştığınız yerdeki yöneticilerinizin-patronlarınızın yetiştirilme tarzı, eğitim durumu, kişiliği, stili ve bakış açısı size iş hayatınızda mecburen yön veriyor.

Nazım Hikmet’in de dediği gibi; “Büyük hürriyetin ile çalışırsın el kapısında, ananı ağlatanı Karun etmek hürriyetiyle hürsün.”

Çoğumuzun aileleri daha ortaokuldan itibaren iyi bir okul kazanmamız gerektiğini, aksi takdirde maaşı iyi olan sigortalı bir iş bulamayacağımızı beyinlerimize kazımışlardır. Daha bütün bu bize empoze edilenleri kavrayamadan yıllarımızı ders çalışarak geçiririz. Sonrasında nasıl olduğunu fark etmeden aslında yüzyıllardır süre gelen kölelik sisteminin içerisinde buluruz kendimizi.

Kölelik kurumunun yaygın olduğu dönmelerde köle sahiplerinin sorumluluğu kölelerin barınma ve yeme ihtiyaçlarının karşılanmasıydı. Bazı köle sahiplerinin daha insani tarafları olurken, bazılarının şuan “mobbing” dediğimiz yani psikolojik şiddet ile korku kültürü yaratarak daha fazla çalışmalarına yöneltme teknikleri de vardı. Günümüze baktığımızda ise bu maaş, yol, yemek ve sigorta karşılığında devam eden ve daha modernize edilmiş bir sistemdir aslında.

Bu sistem istediğimiz zaman istediğimiz yere çekip gidebilmemize izin vermek yerine; yılda iki hafta dinlenme hakkımız olabileceğinden, nasıl giyinmemiz gerektiğine kadar bize yaptırımlarını uygular. Düşünmeye, farkındalık yaratmaya, sorgulamaya ihtiyacımız olmadan hayatımızı bu kölelik sistemi içerisinde nasıl yaşamamız gerektiğini düzen bizim için düşünür aslında.

“Son model telefonum, arabam, evim, yazlığım, havalı ve markalı giysilerim olsun” dedikçe kendi nefsimizin de kölesi oluruz. Nefsimizin kölesi oldukça da sistemin kölesi olmaya daha çok devam ederiz. Bize düşen kendimizi güçlü ve özgür kılacak kişisel donanımlara sahip olmak ve bunları arttırarak daha mutlu yaşamaktır. Daha fazla başkalarını zengin etmektense daha fazla kendimize yatırım yaparak huzuru bulmaktır.

Dünyadaki mevcut sistem insanları sömürme ve bunlar üzerinden yeni zenginler yaratmak üzerine kurulmuş durumda. Ekonomik adaletin sağlanamadığı bir toplumda, mutlu bir toplum hayali kurmak ise hayalden öte durum değildir aslında.

Sonuç olarak yenidünyadaki tüketim çılgınlığından kurtularak daha fazla kendi mutluğumuza yönelmeliyiz.

Araştırmalar gösteriyor ki, aşırı çalışma ve stres insan sağlığı için zararlı, kişilerde fiziksel ve ruhsal bozukluklara neden oluyor. Öte yandan fazla çalışma ille de fazla üretim ve para da getirmiyor. Bir noktadan sonra kişinin üretkenliği ve yaratıcılığı da düşüşe geçiyor. Önemli olan, çok çalışmak değil; verimli çalışmak ve tükenmeden çalışmak..

Benim çok sevdiğim bir öykü var belki biliyorsunuzdur, fakat bugünkü konuya uygunluğundan dolayı sizlerle paylaşmak istedim. Önemli olan ne kadar çok çalıştığınız veya zengin olduğunuz değildir, önemli olan bu hayatta ne kadar mutlu ve huzurlu olduğunuzdur. Mevkiler ve para gelip geçicidir; onur, ahlak ve vicdan kalıcıdır. Günün sonunda siz mutluysanız en şanslı kişi sizsinizdir.. Haftaya kadar sevgiyle kalın..

Zengin İşadamı ve Balıkçının Hikayesi:

Amerikalı bir zengin işadamı, bir iş seyahati sırasında küçük bir Meksika köyü kasabasına uğrar. Limanda gezerken, ağzına kadar balık dolu küçük bir teknenin içinde oturan bir balıkçı dikkatini çeker. Merakla yanına yaklaşır ve sorar:

“Merhaba, bu balıkları yakalamak ne kadar zamanını aldı ?”

Balıkçı, tümünü bir-iki saatte yakaladığını söyler.
Yabancı adam bu kez, niçin daha uzun süre kalıp daha fazla balık yakalamadığını sorar. Balıkçı, ailesinin geçimi için bu kadarının yettiğini söyler. Amerikalı işadamı merakla balıkçıya kalan zamanını nasıl geçirdiğini sorar. Balıkçı anlatır:

“Geç vakit yatarım, sabah birazcık balık yakalarım. Sonra çocuklarımla oynarım, öğlende de karım Maria ile biraz siesta yaparım. Akşamları amigolarla beraber gitar çalıp şarap içeriz, eğleniriz. Dolu ve meşgul bir yaşantım var senyör.“

Amerikalı gerinerek,
“Benim Harvard’dan MBA’im var ve sana yardım edebilirim. Balık tutmak için daha çok zaman ayırmalı ve daha büyük bir tekne ile çalışmalısın. Bu tekneden elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa surede bir balıkçı filosuna sahip olursun. Böylelikle, yakaladığın balıkları aracılara değil, doğrudan doğruya işleme tesislerine satarsın. Hatta kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Balıkçılık sektöründe bir numara olursun.”

Ve Amerikalı devam eder,

“Tabii bunları yapman için öncelikle bu küçük balıkçı kasabasını terk edip Meksiko’ya, daha sonra Los Angeles’e ve en sonunda holdingini genişletebileceğin New York’a yerleşirsin.”

Balıkçı düşünceli vaziyette sorar;
“Peki senyör, bu anlattıklarınız ne kadar zaman alır ?”
Amerikalı yanıtlar,
“15-20 yıl kadar.”
“Peki bundan sonra senyör?” diye sorar balıkçı…
Amerikalı güler;
“Simdi anlatacağım en iyi tarafını! Zamanı geldiğinde, şirketini halka açarsın ve şirketinin hisselerini iyi bir paraya satarsın! Kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın!”
“Milyonlar?” der Meksikalı, “Eee…sonra senyör ?”
Amerikalı;
“Ondan sonra emekli olursun. Geç vakitlerde yatabileceğin küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin, istersen zevk için biraz balık tutarsın, çocuklarınla oynayacak, karınla siesta yapacak zamanın olur, akşamları da arkadaşlarınla şarap içip, gitar çalarsın. ”
Balıkçı güler; “Senyör zaten ben bu dediklerinizi şu anda da yapabiliyorum, yine bu huzura kavuşmak için neden 15-20 yıl daha sıkıntı çekeyim ki?

21.09.2018 (30)

Şira Yıldız Asan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kullanılabilinir.

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1663

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir