skip to Main Content
45

KATLANARAK ÇOĞALAN ÖFKE (45)

45_11.01.2019

KATLANARAK ÇOĞALAN ÖFKE

Dinmek ve azalmak bilmeyen bir öfkenin ve kinin yaşam sınırlarındayız ülke olarak. Bunun en son kanıtı ise geçen hafta öğrencisi tarafından öldürülen Araştırma Görevlisi Ceren Damar’dı. Her gün öldürülen birkaç kadın, trafikteki kavgalar, öğrenciler arasındaki şiddet, öğrencileri tarafından fiziksel ve sözel olarak tartaklanan öğretim görevlileri, sokakta yaşanan darplar, eşleri tarafından dövülen kadınlar… Yaşanan bu olaylar Türkiye’de her geçen gün şiddetin ve öfkenin arttığının bir göstergesidir.

Sadece okumak ve izlemekle de kalmıyoruz şiddeti, bazen bizde maruz kalıyoruz bu öfkeye. Mesela geçen hafta arabamı park etmek için diğer arabanın çıkmasını beklediğim sırada oradan geçen arabadaki adam camı açıp ki onu bağlayan hiçbir şey yoktu bu durumda, bana sebepsiz bağırmaya başladı ve “ne bekliyorsun, gitsene aptal kadın” gibi haksız yere içinde biriktirmiş olduğu öfkesini kusmaya başladı. İnanın böyle bir durumda bile haklıyken haksız duruma düşmemek için ayrıca birde bu terbiyesizler tarafından daha fazla sözlü ve olası fiziksel şiddete maruz kalmamak için susmayı tercih ediyor olduk maalesef ki. Korku mu bu? Tabi ki de korku.. Sebepsiz yere başınıza gelebileceklerden kendinizi koruma ihtiyacı da diyebilirsiniz.. Peki, soruyorum size sevgili okuyucularım böyle bir hakkı kim veriyor onlara veya verdi? Nereden geliyor bu cesaret ve nefret? Toplumun geldiği nokta son derece üzücü ve düşündürücüdür..

Şiddet sürekli olarak var artık ülkemizde. Ben bunu birazda siyasetimize bağlıyorum. En tepede bu kadar öfke ve saldırganlık varken istem dışı bu tabana da yayılıyor elbette ve hızla globalleşen dünyada herkes her şeyi kendine hak görüp, kendi hazları doğrultusunda tüm istediklerini yapmak ve yaşamak istiyorlar. Özellikle gençler istedikleri olmadığında veya engellendiklerinde etrafa öfke saçarak tepki gösteriyorlar.

Türkiye’de ki siyasette bu kadar öfke ve karşılıklı atışmalar varken bundan halk olarak etkilenmemek elde değil. Saldırganlık bir güç gösterisine dönüştü adeta son yıllarda. Bu öfke patlamalarını sadece siyasete bağlamak da doğru olmaz çünkü bunu tetikleyen başka bir sürü unsur var son zamanlarda. Sürekli şiddet içeren filmler, internet oyunları, diziler, saldırganlıkta sınır tanımayan dizideki idol karakterler.. Bu karakterler kendi yasalarını koyan ve kafalarına göre hareket eden birde alkışlanan ve takip edilen idoller olunca gençlerin davranış biçimlerini de etkilemiş oldular.

Hiçbir şeye tahammülümüz kalmadı artık. Aile fertleri bile bir birlerini çekemez hale geldi. Sabrımızı, sevgimizi, anlayışımızı, hoş görümüzü, dürüstlüğümüzü ve güvenimizi yitirdik tamamen bana kalırsa. Toplum içerisindeki kutuplaşmanın ve hoşgörüsüzlüğün içerisinde, adalete ve yargıya güvenin sıfırlandığı noktada insanlığımızı da unuttuk. Kültürel değerlerimizin parçalanması, eğitim sistemi içerisindeki değişimler, gelecek kaygısı, iş kaygısı, toplumsal kurumlara olan güven eksikliği, geçim derdi derken insanlar bireysel çözümlere başvurmaya başladılar. Gerçi şiddet şuan sadece ülkemize özgü bir mesele değil, tüm dünyada bir artış söz konusu.

Yönetenlerin ve bizim asıl görevimiz gençleri şiddetten korumak olacaktır. Türkiye İstatistik Kurumunun (TUIK) araştırmasına göre, geçen yıl itibarıyla Türkiye nüfusunun yüzde 16,4’ünü 15-24 yaş grubundaki gençler oluşturuyor. Buna göre ülke genelindeki genç sayısı 12 milyon 899 bin. Sahip olduğumuz genç nüfus ise maalesef o güzel dinamik enerjilerini abuk subuk işlere harcıyorlar. Gönül istiyor ki çok daha verimli, başarılı, çalışkan, üretken, aydın, saygılı bir nesil yetişsin bu topraklarda. Kendilerine doğru idol seçerek geleceklerine yön versinler. Öfkeyi değil sevgiyi seçsinler. Bundandır ki uzun süredir #iyiol  hashtag’imi kullanıyorum ve kullanmanızı istiyorum. Annem hep der bana “Kızım, iyilikten maraz doğmaz. Boş ver sen gene de iyi olmaya devam et her koşulda, çünkü iyiliğin de kötülüğünde illaki bir karşılığı var bu evrende..” Biz iyi olmaya devam edelim..

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.

Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”

Şira Yıldız Asan

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/KATLANARAK-COGALAN-OFKE/1900

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kullanılabilinir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir