skip to Main Content
130620161757119274910

HAYIR VE ŞER (61)

61_10.05.2019

HAYIR VE ŞER

Son zamanlarda “Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır” sözünü sıkça kullandığımı fark ettim ve bunun üzerine yazmak istedim, özellikle mübarek ramazan ayı içerisindeyken. Birde bu yıl çevremden birçok sıkıntı duymuşken ve neredeyse yıldırım hızıyla bu yılı da yarılamışken. Her ne kadar insan cüzi irade sahibi olsa bile, hayatın doğal akışı içerisinde gerçekleşen olaylarda bazen bizim hiçbir müdahalemizin olmayan şeyler gelişir. İşte böyle bir durumda, “Vardır bu işte de bir hayır” demeliyiz.  Çünkü Rabbim kullarını neye sevk ederse etsin ve nasıl bir sonuca ulaştırırsa ulaştırsın, O’nun takdirinin her zaman en isabetli, en bereketli ve de en faydalı, sonuç itibarıyla da en hayırlı tercih olduğunu bilmeliyiz.

Rabbim insana iki şeyden birini seçme özgürlüğünü vermiştir. Bu irade sayesinde insan iyi ya da kötü gördüğü şeylerden birini seçebilir. Fakat bazen insan bu tercihlerinde isabetli olamaz ve istemediği bir sonuçla karşılaşabilir. İşte bu yüzden bizler Allah’tan her şeyin hayırlısını istemeliyiz ve O’nun takdirine razı olmalıyız. Bizler de meydana gelen olaylar nedeniyle olumsuz düşünüp hayatımızı karartmaktansa iyi yönlerine bakıp, güzel düşünüp hayatımızı daha güzel geçirmeliyiz. Dolayısıyla kötü gibi görünen her olayın hayırlı ve iyi tarafını düşünerek kendimizi sorgulamalıyız ve yapılan hataları tespit ederek gelecekte aynı hatalara düşmemeye çalışmalıyız.

İnanın ben çok dua ederim ve duanın gücüne de çok inanırım. Dua ettikçe Rabbime ulaştığını bilirim ve ne olursa olsun sadece ondan istemem gerektiğini de çok şükür ki babacığımdan öğrenmişimdir. Duadan başka neyimiz var ki şu dünyada aslında; “Allah’ım; gönlümüzde olanı hakkımızda hayırlı eyle, hakkımızda hayırlı olana gönlümüzü razı eyle!”  diye dua edebiliyorsak ne mutlu bize… İnsanın yapacağı iyilik veya kötülüklerin karşılığını mutlaka bu dünyada göreceğine inanıyorum ben. Unutmayalım ki her şey Allah’ın emrindedir ve her şeyde bir hayır vardır. İçinden çıkamayacağımız bir durum olursa; en güzeli ”Bunda da vardır bir hayır, her şeyin hayırlısı” diyebilmek önemlidir. Çünkü biliriz ki başımıza ne geliyorsa Rabbimizin dilemesiyle geliyor. Her iyi olayda da, kötü olayda da bizim göremediğimiz bir hayır vardır. Rabbim o zor durumlarda sabretmeyi, sabırla hamd etmeyi nasip etsin bizlere.

 

Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır; “Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 2/216 )

Bana göre her şeyde vardır bir hayır deyip, Rabbimize tevekkül etmeliyiz ve sabretmeliyiz. Elbet sabrımızın karşılığını bir gün alacağımızı unutmamalıyız. Her hayrın içinde bir şer, her şerrin içinde bir hayır vardır demeliyiz. İstediğimiz olmadığı vakit kederlenmeyip, umudunuz yitirmemeliyiz. Çünkü bu sıkıntılar ve dünya kalıcı değil, geçicidir. Gündelik hayatta insanın başına gelen öyle olaylar vardır ki bunlar aslında bizlere ilahi birer mesajdır. Ancak bazen insan bu mesajı algılayamaz ve “neden şimdi benim başıma bu geldi?” diyerek isyan eder.

“Üzülme” der Mevlana hazretleri.. “İstediğin bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için, ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.”.. Şemsi Tebrizi’nin söylediği gibi bir süre sonra anlıyoruz ki; “Olmadı diye sızlandığın duaya, gün gelir olmadı diye şükredersin.”

***

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış, çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. –“Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış; “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar adam; “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.
“Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz, çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan on beş gün geçmeden at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki on iki vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.”. “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin, bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.” Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış ve köylüler gene gelmişler ihtiyara; “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar, ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.” Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler gene ihtiyara gelmişler, “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil şansmış meğer.”, “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece ALLAH biliyor.”

***

Acele karar vermemeliyiz. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırken, daha yüksek bir hedefin hemen az ileride olduğunu görürüz. Bu öyküden sonra aklıma bu ayet-i kerime ve hadis-i şerif geldi; Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz. Diyeceğim o ki, bu özel ve güzel ayda İslam dini kişi ve toplum hayatına iyiliği hakim kılmak için “hayra çağırıp iyiliği emretmeyi ve kötülüklerden sakındırmayı” farz kılmıştır. Hayırlı ramazanlar olsun..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin bir bölümü kullanılabilinir.

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/HAYIR-VE-SER/2159

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir