skip to Main Content
Bath

GÖSTERİŞ BUDALALIĞI MI, YOKSA SAVURGANLIĞI MI? (47)

47_25.01.2019

GÖSTERİŞ BUDALALIĞI MI, YOKSA SAVURGANLIĞI MI?

Gösteriş budalalığına taze bir örnek vermek gerekirse geçtiğimiz günlerde basında da bir hayli yer alan, Fransız futbolcu Franck Ribery’nin Dubai’deki Nusr-Et’e giderek Nusret’in ünlü tuz dökme hareketini yapmakla kalmayıp, altın kaplama tek bir antrikota yaklaşık 7 bin 500 TL ödemesi olmuştu. Bu yeni tip görgüsüzlük sınır tanımıyor, tabi ki söz konusu kişiler kafaca rahatsız değiller çünkü rahatsızlıklarının kaynağı daha çok kültürel nitelikte. Aslında daha önce hayallerinde bile “görmemiş” oldukları paranın, mevkiinin, yetkinin, şanın, gücün etkisiyle kendilerini kaybediyorlar.

Gelin birlikte bakalım son dönemin moda ve aşırı gösteriş kokan hareketlerine: gece kulüplerinde binlerce liraya tutulan localar, boğazda kuş sütünün eksik olmadığı açık büfe kahvaltıları, pahalı arabalar, tek taşlar, taht üstündeki kına geceleri, varaklı düğünler, kınada dört elbise değiştirenler, kültürümüzde olmayan baby showerlar, instagramda belirli bir konsepte bağlı olarak çekilen ve dünya alemle paylaşılan kocişle ve çocuğuyla fotoğraflar, bu dünyada ilk kez kendileri hamile kalmış gibi 9 aylık süreci abartarak her şeyiyle sunanlar, özel yatlarda çekilen tatil parti fotoğrafları, giriş ücretleri yüzlerce lira olan özel beachlerde içilen kokteyllerin doğru açıyla çekimi, kuruyemişi ağzını şapırdatarak yiyen Gucci çantalı hanımefendilerin havası, otoparkında bulunan onlarca pahalı marka arabalarının koleksiyonunu gösteren beyefendilerin egosu, beachlerde özel dj eşliğinde şampanya patlatanlar, masada tuz dökme hareketine para ödemek için özel rezervasyon yaptıranlar, bir gecelik konaklamaya binlerce lira ödeyenler.. Yaz yaz bitmez.. Moda olan: “Bizde para bitmez; Fakir miyiz lan biz; Kızınca tekne parçaladım; Fakirler karanfil alır biz gül; Bizim kız evi beğenmedi yenisini aldık; Mezuniyet hediyesi bir milyona araba aldık bizim oğlana; Kayak sezonunu ben açarım; Ben en pahalı içkiyi içerim; Geçen bir hamburgere 500 TL ödedim; Gene arabayı yeniledim sıkıldım; Benim ilk karıya sormak gerek..” gibi görgüsüzlük terimleri gittikçe prim yapmakta “parayla özgüven ve güç satın alanlar” arasında maalesef ki ülkemizde.

Biliyor musunuz dünya çapındaki genç zenginlerin ülke bazında instagramda sayfa açtıklarını; “Rich Kids of Turkey, Rich Kids of Tehran” gibi. Evet aşırı zenginler tüm bunları kendilerine layık görebilirler fakat benim anlamadığım orta düzeyde bir vatandaşın kendisini aşan eylemlere girmesi sırf etrafa gösteriş olsun diye. Hiç öyle çok şey anlatmama gerek yok zira tek bir örnekten yola çıkarak toplumun ne denli gösteriş merakına ve aynı zamanda ego tatminine kapılmış olduğunu göreceksiniz. Geçenlerde “orta halli” diye tabir ettiğimiz bir ailenin tüm düğün seremonisine davetliydim. Gelin kızımız hiçbir şeyden eksik kalmak istememişti ve her şeyi tam organize etmişti. Gümüş tabaklarla ve çiçeklerle donatılmış söz kesiminden nişana, Osmanlı temalı kına gecesinden Titanik konseptli düğüne kadar her şey olması gerektiği gibi yapılmıştı. Egolar tatmin olmuş kendilerine göre herkesin konuşması gerektiği bir evlilik organizasyonu yapılmıştı. Peki, size soruyorum balayı nerede yapılmıştı? Yapılmamıştı.. Kısacası gösteriş için asıl olması gerekenden vazgeçilmişti. Tabi ki kimsenin seçimlerini sorgulayamayız ve yargılayamayız, ancak bana göre olması ve olmaması gerekenlerin için bir önem sırası yapılması gerekir bu hayatta.

Mesela geçtiğimiz aralık ayında Çin yönetimi, düğünlerde savurganca harcama yapılması, pahalı hediyeler alınması ve yüklü başlık paraları ödenmesi gibi “görgüsüz adetlere” son verilmesi çağrısında bulundu. Çin’de giderek daha fazla harcama yapılan düğünlerle ilgili “kapsamlı reform” çağrısı yapan bakanlık yetkilileri, müsrifçe davranılan ve “paraya azgınca tapınmanın” yansıması olan törenlerin, sosyalist değerlerine aykırı olduğunu kaydetti. Bakalım bu uygulama nasıl gerçekleşecek. Aslında küçük sanılan şeyler, yan yana geldiği zaman büyük değerler ifade ediyor. Su damlatan bir musluktan boşa akan su, lüks otellerde, lokantalarda yenilemeyerek çöpe dökülen yiyecekler, açık bırakılan lambalardan kaybedilen enerji, eskimeden sokağa bırakılan eşyaları da kattığımızda israfın ne büyük boyutlarda olduğunu, dünya ve ülke ekonomisine ne büyük ölçülerde zarar verildiğini görebiliriz. Bu durum, tek kelimeyle çok vahimdir; bu gidişe mutlaka “dur!” dememiz gerekir. Allahü Teálá, Araf Suresi 31. ayette “Yiyin, için, fakat israf etmeyin! Allahü Teálá israf edenleri elbette sevmez” buyurur.  

“Ne gösteriş yaparız görmemişler gibi.. Ne de övünürüz sonradan görmeler gibi.. Biz sadece ‘ŞÜKREDERİZ’ gerektiği gibi.”

Amerikalı yazar Marvin Harris, “gösterişçi savurganlığın” sanıldığının aksine çağdaş toplumların bir “icadı” olmadığını savunur. Gösterişin nedeni, prestij açlığıdır. Tüm dertleri, beğenilme gereksinmesi eksikliğidir. Herkes onu sevsin, ona değer versin, ona boyun eğsin istiyor. Peki, herkesi etkisi altına alan bu gösteriş budalalığını ne yapsak da dindirsek? Sizce mümkün mü? Bu yeni yüzyılda zor gibi.. haftaya kadar sevgiyle kalın  #iyiol

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı/bir bölümü kullanılabilinir.

 

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1931

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir