skip to Main Content
17 çocukluğumun şeker Bayramı

ÇOCUKLUĞUMUN ŞEKER BAYRAMI (17)

ÇOCUKLUĞUMUN ŞEKER BAYRAMI

Bugün Ramazan Bayramı’nın birinci günü ve bu Bayram’ın simgesi “şekerdir.”
Öncelikle yürekten “şeker tadında bayram günleri” diliyorum ve çocukluğumun bayramları ne kadar farklıymış, ne kadar mübarek günlermiş meğer diye anıyorum.

Bayram geldiğinde sevinçten, heyecandan yerimizde duramazdık, heyecan arife öncesi başlardı. Arife günü kurtlar, kuşlar bile oruç tutar diye çocuk halimizle biz de oruç tutardık ve o gece canımdan çok sevdiğim Kamile babaannem ellerime kına sürer ve sabaha kadar tülbent beze sarılmış ellerle uyumak zorunda kalırdım. Çok net hatırlıyorum uyurken sağa sola döndükçe avuçlarımın içinde kuruyan kınalar tıkır tıkır ses çıkarırdı. Bütün gece çıkan o sese rağmen, sabah olsun da ellerimizi babaannem açsın ve kınamızı görelim derdindeydik.

Arife öncesi büyüklerimiz mezarlığa gider, sevdiklerimizin mezarlarının üzerindeki otları temizler ve çiçeklerine su verirdi.

Annemle çarşıya gider “bayramlık yeni giysiler” alırdık şayet annem bayramlık dikmediyse veya örmediyse. En sevdiğim “yeni ayakkabılar” olurdu, başucuma -yastığımın yanına- koyarak (bunu genelde yaşlılar söyler ama gerçekten bizde yaptık, adettendi) uyurdum. Arife gecesi bayramlık giysilerimizi sabah gözlerimizi açar açmaz ilk görebileceğimiz yere asardı annem. Zor ederdik sabahı. Ve güneşin ilk ışıklarıyla yatağımızdan fırlardık.

Hep özeldi bizim için bayram sabahları, hep heyecanla kalkardık. Herkes tertemiz, biz çocuklar da yeni giysilerimiz içinde olurduk. Büyükler bayram namazına camiye mutlaka giderdi. Bayramlaşmak için de babamın gelmesini beklerdik camiden. Önce annem sonra ben öperdik babamın elini ve sarılarak bayramlaşırdık. Üç kere atılan top sesiyle bayram başlardı. Herkes aynı mahallede oturduğu için tüm akrabalar nurlar içinde yatsın rahmetli Behzat dedemin evinde buluşurduk ve sıraya dizilirdik dedemin elini öpmek için. Bayram çorabımızı, çikolatamızı ve harçlığımızı aldıktan sonra bayramlaşmayı bitirip halen görüntüsü gözümün önünde olan mükellef bayram kahvaltı sofrasına otururduk maaile. Kahvaltıdan sonra artık hayatta olmayan aile büyüklerinin mezarlarına ziyaret yapılır, dua okunur, çiçek bırakılır ve hemen gene dede evine dönülüp bayramlaşmak için gelen akraba ve konu komşu ağırlanırdı.

Herkes akrabaları ve ahbaplarıyla bayramlaşmak için evlerinde misafirlerini beklerler ve misafirliğe giderlerdi. Evler coşkuyla, sevgiyle, mutlulukla dolardı. Güzeldi o zaman bayramlar, telaşlıydı. Bir aile mefhumu vardı, büyüklerin elleri öpülürdü, bir sevgi-saygı vardı.

Çocukluğumun bayramından geriye kalan en büyük güzellik ise kuzenlerle ,şeker toplama merasimiydi bana göre. Tüm mahalledeki komşuların kapıları tek tek çalınır ve şeker toplanırdı. O günün akşamında ise kim daha çok şeker ve harçlık topladı diye karşılaştırma yapılırdı. Topladığım şekerleri evimizdeki şekerliğimize, daha sonra yemek üzere koyduğum günleri şimdi ne çok özlüyorum.

Kesinlikle özlediğim bir başka şey ise dedemin evindeki bayram yemekleri. Çok şükür dedem o şehrin tanınmış esnaflarından olduğundan bolluk bereket içinde olurdu her şey. Bayram farklılığı oluşturmak için ev ahali birkaç gün öncesinden hazırlıklara başlardı; börekler, çörekler, baklavalar, yaprak sarmaları, et kavurması, incecik açılmış su börekleri, dolmalar imece usulüyle yapılırdı. Rahmetli melek kalpli fedakâr Kamile babaannemin yaptığı o tahinli çöreklerin tadı halen damağımda.

Çocukken çok uzun ve güzel günlerdi bayram günleri benim için. Akrabalardan ve komşulardan aldığımız “bayram harçlıklarıyla” ceplerimizi doldurur, “Tipi tip sakız, buzlu pembe dondurma, çikolata” için harcardık.

Bayramın ikinci ve sonraki günleri gene bütün aile yollara düşerdik. Anne babamdan daha yaşlı olanlardan başlayarak akrabaların ve dostların ziyaretlerine giderdik. Bunlardan bir kısmı “daha genç olanlar” zaten birinci günü öğleden sonra bize geldikleri için iade-i ziyaret de olurdu. Bize bayramcı gelenlere annem önce kolonya ve şeker daha sonra ev yapımı limonatası ile tatlı ikram ederdi. Gelen akraba ise yemek sofrası kurulurdu. Misafir çocuklarına ise mendil içinde para ve bir çift çorap verirdi.

Herkes mutluydu ve neşeliydi. Gözler o zamanlar “sevgi dolu” bakar ve kırgınlıkları yok sayardı.
“Dertler, tasalar” elbette vardı ama bu dostluk ve paylaşımcı ortam merhem gibi gelirdi.

Mesafe uzak olsa da bir şekilde gidilirdi anaya, babaya, akrabaya bayramlaşmaya. Şimdi ise telefonla bayramlaşılıyor nice zamandır.

Düşünüyorum da bayramlar mı değişti yoksa bizler mi? Tadı tuzu kalmadı hiçbir şeyin artık.

Bayramlar “tatil” oldu. Artık kapıların zilleri çalmıyor, komşuların çocukları gelmiyor, şekerlikler boşalmıyor. Dört gözle beklediğimiz sevdiklerimiz uğramıyor.

Şimdi bayram gelince aklımıza tatilden başka bir şey gelmiyor. Yorulan bedenimize ve zihnimize biraz keyif sürdürmek için bir fırsat gözüyle bakıyoruz bayramlara… Bayramlarımızı mı kaybediyoruz, yoksa insanlığımızı mı? Kaybolan aslında bayramlarımız değil; hislerimiz ve duyarlılığımız.

Her şey gibi, çoğumuz için bayramlar da değişti.
Gene de  “Çocukluğumun bayramları” şeker tadında hâlâ içimde.

Dipnot: Bayramın araya girmesi ile “Kendinizin koçu olabilirsiniz” yazı dizime önümüzdeki hafta devam edeceğim..

15.06.2018 (17)

ŞİRA YILDIZ ASAN

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kullanılabilinir.

http://m.ticarihayat.com.tr/yazar/COCUKLUGUMUN-SEKER-BAYRAMI/1486

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir