skip to Main Content
2

ÇAĞIMIZIN SORUNU “GÜVEN” (54)

54_15.03.2019

ÇAĞIMIZIN SORUNU “GÜVEN”

Ne acıdır ki, kimseye ve hiçbir şeye güvenimiz kalmadı. Eminim şuan sizde aynen öyle diyorsunuz. Kime ve neye güveneceğimizi şaşırdık son yıllarda, artık sürekli kendimizi daha fazla korumaya çalışıyoruz her şeyden ve herkesten. Eğer mahkemeye işimiz düşecekse avukatımızdan tutun da yargıya kadar, komşumuzdan arkadaşlarımıza kadar, çocuğumuzun sosyal çevresinden arkadaşlarına kadar, nişanlımızdan eşimizden kadar, emlakçıdan kasabımıza kadar uzayan bir zincirden söz etmek mümkün artık. Yenidünyada kendimizi güvende hissetmek gittikçe zorlaştı. Geç saatte sokağa çıkmak bile artık cesaret istiyor hele birde kadınsanız. Maddi ya da manevi her an bir kazıklanma ve kandırılma hissi ile yaşamak, toplumda huzursuzluk ve keyifsizlik yaratıyor. Ana haberlerde izlediklerimiz ve okuduklarımız da bizi aslında derinden etkiliyor ister fark edelim ister etmeyelim. Sürekli bir araştırma, detay ve gerçeği öğrenme peşindeyiz çünkü artık elimizdeki verilere sorgusuz sualsiz güvenemediğimizden hep temkinli olmaya gayret gösteriyoruz.

Günlerdir Esra Erol programında aranan 18 yaşındaki Ercan’ı tüm medyadan takip ettik örneğin. Aile kendi çocuklarına güvenerek gece dışarı çıkmasına izin veriyor fakat çevre onu zehirliyor. Elbette bu tür konular işlenecek ki, toplumda bir farkındalık oluşsun bazı konular hakkında. Bu genç çocuğun yüksek ihtimalle sentetik uyuşturucudan öldüğü söyleniyor ve bu tür uyuşturucu maddelere ne kadar kolay ulaşıldığının altıda çiziliyor. İstanbul’un göbeğinde Kadıköy ilçesinde neredeyse her köşede bu maddelerin temin edilebilmesi, gençler için ne kadar büyük bir tehlike oluşturduğunu böylece ekranlara taşımış oldular. Peki, bu durumda kime ve nasıl güveneceğiz? Bu sadece örneklerden bir tanesiydi. Mesela geçenlerde bir tanıdığımız noter onaylı sözleşme ile ev almıştı ve şuan tapusunu alamıyor. Yahut son yılarda sık yaşanan bir emlak terbiyesizliği var; ön satışlı yani maket üzerinden gördüğünüz sitelerden daire alırken havuzu, sosyal tesisi hatta marketi, acil çağrı butonları vesaire vesaire var deyip, günün sonunda bunların hiç birinin olmadığı evleri size teslim ediyorlar. Hatta inşaatı yarım bırakıp kaçıyorlar, örnekleri çokça mevcut. İki ortaklı iş yapıyorsunuz bir bakmışsınız iş ortağınız borçları size bırakıp ortadan yok olmuş. Yediğimiz gıda maddelerine bile güvenimiz kalmadı. Olanları ve yaşananları saymakla bitmez. Tabi ki bunlar yeni veya daha önce hiç yaşanmamış şeyler değil, fakat sorun şu ki eskiden onsa şimdi yüz oldu. Buda toplumu ciddi bir güvensizliğe itti. En yakınından bile kazık yiyen kişi dışardakine hiç güvenemez hale geldi.

Son zamanlarda yapılan araştırmalarda;  ilişkiler ve yaşam tarzlarındaki değişimler sonucunda ruhsal sorunlarda da artış gözlendiği görülmekte. Eşler, arkadaşlar, aileler birbirlerine güven duymakta sıkıntı yaşıyorlar. Güvensizlik kişiyi daha derin bir yalnızlığa sürüklerken ilişkilerde de yıkıcı etkiler yaratıyor. Ve en çok kullanılan cümle de “ben sana güveniyorum ancak çevreye güvenmiyorum” oluyor. Aileler çocuklarının, eşlerse birbirlerinin hayatını kısıtlıyor ve güvenilmeyen tarafı ya içe kapanıp tehlikeden korunmaya sevk ediyor ya da ona çeşitli yalanlarla dolu bir hayatın kapılarını aralıyor. Eşler birbirine güvenmiyor; sürekli birbirini takip eden çiftler, instagram mesajları, whatsapp kayıtları, facebook paylaşımları, gizlice oluşturulan hesaplar ve daha fazlası. Anne-babalar çocuklarına güvenmiyor; özellikle ergenlik çağındaki çocuklarını hafiye gibi takip edip onları tehlikeden korumaya çalışıyorlar, bunu yaparken de hem ergenleri ürkütüp onlara yaşamın tehlikeli olduğu hissini yerleştiriyor hem de onların bağımsız ve kendine güvenen bireyler olmalarını engelliyorlar. Her şeyden önce şuna odaklanmakta fayda var güven problemi bireyin çocukluk dönemine ait çok temel bir problemdir; çözümü biraz zaman alabilir ve kolay olmayabilir. Aşırı koruyucu olmakla yol göstermenin arasındaki çizgiyi iyi belirlemek gerekir.

Aslında güven, diğer insanların hareketleri ve niyetleri hakkında istediğimiz beklentilerimizdir. Güven bir kez temin edildiğinde ilişkideki riskin algılanmasını da azalır. Birbirlerine karşı yüksek güven duyan toplumların, aynı güveni duymayan toplumlara karşı önemli avantajları bulunur. Bu avantajlar içerisinde hızlı hareket edebilme becerisi, iletişimde rahatlık, kurulan işletmelerin çok çabuk büyümesi, kurulan işletmelerin yaşamlarını uzun süre devam ettirebilmeleri, ilişkilerin yürümesi, işlerin aksamaması, çevreyle daha yakın, huzurlu ve güven içinde yaşamak gibi. Son zamanda toplumda yok olan güven duygusunu tekrar nasıl sağlayacağız?

Öncelikle eğitimli bir toplum olmamız gerekiyor. Gelişmiş insanın en önemli özellikleri, doğruluk, dürüstlük ve adalettir. Kişisel gelişim de hayat boyu sürer. Çocukluğunda sevgi ve güven alamayan insanlar bu sorunları sebebiyle ileride birçok yanlışlara imza atarlar. Bu yapacakları yanlışları gidermek için, iyi bir çevrede onları yetişmeleri gerekir çünkü etrafındaki tanıdıkları sahtekârlık yapıyor ise o da bunu doğru sanacaktır. Çünkü kişinin bulunduğu çevre onun örnek aldığı çevre olacaktır. Toplumda güveni zedeleyen insanlar eksik insanlardır. Böyle kişileri nasihatle ve uyarılarla iyileştirilmeye çalışmamız daha faydalı olabilir toplum adına.

Aslında güven eşittir mutluluk. Güven, hayatınıza dair kararları alabilme özgürlüğü ve toplumsal fedakârlıktır. Güven maddi gücünüzden değil; sosyal bağlarınızdan ve aile değerlerinizden gelir. Samimi bir sosyal hayatta bunu destekler. Buna mahallelerdeki yakın ilişkileri de ekleyebiliriz. Mutlu yerlere baktığımızda hayatın ne kadar yerel ve samimi olduğunu görürüz. Eşinizle iyi bir ilişkiniz varsa kesinlikle daha mutlu oluyorsunuz. Evliliğin mutluluk gücü, eşinizle gerçek bir arkadaşlık bağı kurup kuramadığınızda yatıyor buda güveni destekliyor. Ayrıca “gerçek” arkadaş çevreniz ne kadar genişse o kadar mutlu oluyorsunuz ve kendinizi bir o kadar güvende hissediyorsunuz.

Düşünülenin aksine güvende hissetmek ve mutlu olmak için çok para yeterli olmuyor. Yoksul toplumlar mutlu olmayı başarıyor çünkü sosyal bağları güçlü oluyor. Güvenli ve mutlu hayatın temelinin parada değil sosyal bağlarda olduğunu görmek gerekiyor. Örneğin bir insan kötü amaçlarla uyanıyorsa kendi güvende hissetmesi ve mutlu olması imkansızdır aslında. Kendimizi güvende hissetmek ve mutlu olmak için öncelikle başkalarına iyilik yapmamız gerekir. Mutluluğu ve güveni ararken öncelikle insanlara yardım etmek ve şu soruyu kendimize sormamız gerek, “Başkalarını nasıl mutlu ederim?”.. Önce yakın çevremizle başlayarak güvenin ve mutluluğun kapılarını açabiliriz.. Haftaya kadar sevgiyle kalın.. #iyiliktenyanaolalım

Şira Yıldız Asan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı/bir bölümü kullanılabilinir.

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/CAGIMIZIN-SORUNU-GUVEN/2043

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir