skip to Main Content
Shopping1

BOL BOL TÜKETİYORUM, ÖYLEYSE VARIM! (46)

46_18.01.2019

BOL BOL TÜKETİYORUM, ÖYLEYSE VARIM!

Tükettikçe var oluyoruz, tükettikçe kendimizi iyi hissediyoruz ve etrafa kendimizi kanıtlamış oluyoruz sanki. Sistem tarafından bize empoze edilen “eskimiş” kavramı karşısında sürekli sahip olduklarımızı yenileme ihtiyacı duyarak israfın eşiğine geliyoruz. Boş zamanlarımızda ve hafta sonları gezmek denilince aklımıza artık sadece alışveriş merkezleri veya semt merkezleri geliyor. Halk için çoluk çocuk eğlenmek demek bir AVM’nin yeme içme katında bir menü yemek, oyun alanlarında takılmak ve mağazaları dolaşmak oluyor. Özellikle büyük şehirlerimizde gidilecek ve faaliyet gösterilecek parklar ve yeşil alanlar kalmadığı için Türk halkı istemeyerek de olsa AVM’lere tıkıldı kaldı. Her yerde mağaza her yerde yeni ürünler ve kampanyalar sizi yoldan çıkarmak için bekliyor. Eğer modaya ve son trendlere uymazsanız sanki cezalandırılacaksınız gibi his yaratılan bir sistemde tüm bu dayatmalara hayır demekte kolay olmuyor tabi ki.

Peki, bu tüketim çılgınlığının sebebi ne? Sebebi şu ki, tüketim çılgınlığının arkasında üretim çılgınlığı yatıyor. Son dönemin kapitalizmi sınırsız ve sürekli bir büyüme dinamiğine dayalı ve durmak diye bir şey yok. Fakat sürekli büyüyen ölçeklerle üretmek yeterli olmuyor, üretilenin de satılması gerekiyor. Burada da pazarlama taktikleri, reklamlar, kampanyalar devreye giriyor ki; bizleri daha çok satın almaya ikna etsinler, kandırsınlar, aldatsınlar ve sonuç olarak bizler ihtiyacımızdan daha fazlasını hatta ihtiyacımız olmayan şeyleri de satın alalım. Reklamlar aslında insani değerlerimizi yok ediyor. Bizleri insanlıktan çıkarıyor ve toplumu gün geçtikçe kirleterek yıkıyor. Hangimiz aldığımız paketli gıda ürünlerinin detayına bakıyoruz veya araştırarak tüketiyoruz? Hangimiz mobilya alacağımız zaman materyaline, menşeine veya sağlamlığına bakıyoruz? Farkında mısınız bilmem ama eski elektronik ürünler tık demeden 30-40 yıl çalışırmış, şimdilerde ise aldığınız bir çamaşır, bulaşık makinesi, buzdolabı veya cep telefonu üç dört yıl sonra bozuluyor veya tamir işi çıkartıyor. Bazen tamir ettirmek bile işe yaramıyor, çünkü üretimleri ona göre yapılıyor ki daha fazla satış olsun.

Aslında moda ve marka da bir israf yöntemi, modayı “çok çabuk yok olmak üzere üretilen şey” olarak görebiliriz. Bir sonra üretilen moda ürünü, bir öncekini hızlı bir şekilde yok ediyor. Dolayısı ile moda demode olmak içindir diyebiliriz. Pek tabi ki modanın bir sosyal işlevi de söz konusu; bir kesime ait olma, farklı olma, kendini farklı konumlandırma gibi.. Yeniliklere ayak uydurma çabamız da çoğunlukla dışlanmama kaygısı ile “diğerleri gibi olmaya itiyor” bizi. Burada gene hedef aynı, daha hızlı ve çok tüketim olsun. Şimdi tüketim çılgınlığı saçmalığının boyutunu görebiliyor musunuz? Artık bu çılgınlığa bir son vermek gerekiyor bence. Daha doğrusu bu saçma üretim ve tüketim zincirini durdurmak gerekiyor. Araştırmalar diyor ki “aslında dünyayı üretimleri ve tüketimleriyle zenginler yok ediyor. Süper zenginleri zenginler, bunları orta sınıf taklit ediyor. Kısacası şımarık küçük bir kısım dünyayı yok ediyor. Buna bağlı olarak da dünyanın birçok ülkesinde refah seviyesi gün geçtikçe düşüyor.”

Mesela Norveç’te, Finlandiya’da, İsveç’te refah seviyesi çok yüksektir, bu İsveçlilerin çok para kazanmasından değil aşırı tutumlu olmalarından ve hesaplarını bilmelerinden kaynaklanmaktadır. Bizden bir örnek vermek gerekirse, ülkemizde son yıllarda “dışarıda serpme veya açık büfe kahvaltı yapma” modası başladı ve birçok kişi hafta sonları manzaralı yerlere gidip üç dört günlük maaşını tek öğünlük yemeğe hiç düşünmeden veriyor. Bunu bir İsveçliye söyleseniz kalpten gider. Yöneticilik yapan müdürlerin bile evden sandviç yapıp getirdiği İsveç’te insanların dışarıda yemek yemesi için özel bir durum olması gerekiyor. Birinin doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günler dışında neredeyse dışarıda hiç yemek yemiyorlar. İşe bisikletle veya toplu taşımayla gidip geliyorlar. Ailenin tek bir arabası oluyor ve bunu mutfak alışverişi gibi işlerde kullanıyorlar. Bir evde sadece oturulan odada ışıklar açık oluyor. Bizdeki gibi evde yalnız otururken “ses gelsin de yalnızlık hissetmeyeyim” diye televizyonu açık bırakmıyorlar mesela. Aldıkları bir paltoyu 8-10 sene boyunca giyiyorlar. Ortalama bir İsveçlinin kıyafet dolabı içerik olarak ortalama bir Türk’ün dolabının beşte biri kadardır. Biz bir giydiğimizi sürekli giymeyiz ama İsveçliler bu konuda gocunmaz, gerekirse üç günde bir aynı gömleği giyerler. Bizdeki gibi her sene cep telefonlarını yenilemez ve yenilediklerinde de ucuz bir model alırlar. Bizdeki gibi her üç beş senede bir araba yenilemiyorlar. Oturdukları evlerin çoğu tarihi yapılardan oluşuyor ve kimse yüz yıllık bir binada oturmaktan gocunmuyor. Bizde yirmi senelik binalara bile eski denip burun kıvrılıyor. Adamlar çöplerini bile geri dönüşümden geçirip elektrik üretiyorlar. Evlerine temizlikçi tutmuyorlar. Bulaşıklarını elde yıkıyorlar. Evde bir şey bozulursa kendileri tamir ediyorlar. Volvo, İkea ve H&M gibi kendi ülkelerinin ürünlerini saymazsak marka takıntıları yok. Karı koca demeden çalışıyorlar. Çocuklar bile genç yaşta iş bulup harçlığını çıkartmaya başlıyor. Evlerdeki mobilyalarda minimalizm ön planda ve ihtiyaç duyulmayan mobilya da asla alınmıyor. Bir İsveçli aldığı mobilyalarla ortalama yirmi, yirmi beş yıl idare edebiliyor. İsveç ve tüm kuzey Avrupa’daki diğer ülkelerde refah kültürü var, bunun sebebi ise para içinde yüzdükleri için değil tutumlu oldukları için..

Fakat bizde inanılmaz bir savurganlık var, çünkü herkes gösteriş peşinde ve rahatına aşırı düşkün. Herkes en yeni evlerde oturup, en iyi arabalara binip, çeşit çeşit kıyafet alıp, sürekli dışarıda yemek yiyip, en yeni telefon modellerini kullanıp en lüks şekilde yaşamak istiyor. Kimse konforundan taviz vermek istemiyor. Halbuki savurgan olmadan ve gösteriş yapmadan da yaşayabiliriz. Satın almak için satın alma halinden çıkmamız gerekiyor bence.

Londra merkezli Legatum Enstitüsünün 2018 “Dünyanın En Zengin ve Mutlu Ülkeleri listesinde” sadece mali zenginliğin değil, sağlık, eğitim, teknoloji erişimi, güvenlik, istihdam gibi faktörlerin de değerlendirildiği listedeki ilk 10 ülke: Norveç, Yeni Zelanda, Finlandiya, İsviçre, Danimarka, İsveç, İngiltere, Kanada, Hollanda, İrlanda oldu. Türkiye ise araştırmada 149 ülke arasında 93. oldu. Aynı listede 2017 de ise Türkiye 88. sırayı almıştı.. Kısacası az tüketerek de var olabiliriz.. Haftaya kadar sevgiyle kalın #iyiol

Şira Yıldız Asan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı/bir bölümü kullanılabilinir

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/BOL-BOL-TUKETIYORUM-OYLEYSE-VARIM/1916

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir