skip to Main Content
22 Bencilleştik

BİZE NE OLDU-2 BENCİLLEŞTİK (22)

BİZE NE OLDU-2

BENCİLLEŞTİK

Eskiden halkımızın en büyük özelliklerinden birisi kendi gibi diğer insanları da düşünmek, komşusunun eksiğini gidermek, kendi toksa aç olan komşusuyla ekmeğini paylaşmak, yardıma ihtiyacı olana koşmak gibi sıradan alışkanlıkları, adetleri vardı, kısacası hep bana dememekti yaşamak. Ya şimdi, sahi ne oldu bize? Paylaşımsız ve bencil olduk..

Bu “bencilleşmiş” yaşam içerisinde geçmişi özler olduk. Eski mahalle samimiyetini özler olduk çünkü içinde yaşadığımız hayat bizi mutsuz etmeye başladı. Kentsel dönüşümle birlikte başlayan mahalle kavramının ortadan kalkmasıyla, büyük şehirlerde yaşayan birçok kişi için “mahalle yaşamı” bir özlem haline dönüştü. İçinde bulunduğumuz çağ herkesi o kadar bencilleştirdi ki, herkes “aman bana ne” demeye başladı. Toplum olarak kabuk değiştirdik ve her şeyi çok hızlı tüketir ve değiştirir olduk.

Geçmişimize dönmemiz lazım. Eskiden kapılar kilitlenmezdi bile; şimdi ise çelik kapılar, kameralar, güvenlikler, acil butonları var. İnsanlar kendilerini korumak adına bu düzene nasıl geçtiklerini sorgulamamız gerekiyor bence. Ne oldu da biz bu hale geldik? Sahi ne oldu bize?

Yaradılışımız gereği insanoğlu sosyal bir varlıktır. Bu amaçla temel ve sosyal ihtiyaçlarımızı karşılamak için insanlarla etkileşim ve paylaşım içerisinde olmamız gerekir. Sosyal ilişkilerinde ise paylaşım yerine kendi çıkarlarını düşünenler, mutsuzlaşmaya mahkumdur. Mutsuzlaşan kişi¸ mutluluğu dünya malına sahip olmakta arar. Mutluluğu dünya malı ve teknolojinin getirdiği yeniliklerde de bulamayan kişi¸ bencilleşip mutsuzlaşırken gelecek neslin devamı olan çocukları da bencil ve mutsuzlaştıracaktır.

Günümüzde bencil olarak yetişiyorsak bu ortak paylaşım alanlarının yetersiz olmasından da kaynaklanmaktadır.

Eskiden yemekler yer sofrasında yenirdi. Aile bireyleri kendi aralarında sohbet imkânı bulurlardı. Sabah kahvaltıları birlikte yapılır okuluna giden okuluna¸ işine giden işine giderdi. Şimdilerde ise çocuklar akşam yemeklerini okuldan gelince yiyor ve odalarına çekiliyorlar. Baba işten ne zaman gelirse o zaman yiyor. Evlerde sabah kahvaltısı kalktı. Ailecek kahvaltı yapmak için sadece hafta sonları kalıyor onda da herkes kafasına göre takılıyor. Eskiden çocuk odası diye bir oda yoktu, oturma odaları vardı. Yemeklerin yenmesi¸ misafirlerin ağırlanması¸ derslerin çalışılması oturma odasında yapılırdı ve çocukların hepsi aynı odayı paylaşırlardı. Akşamları da aynı odada yatarlardı. Günümüzde ise neredeyse her çocuğun bir odası var. Eskiden çocuklar mahallede akranlarıyla oynardı, şimdi ise bireysel ve sanal âlemde oyun oynuyorlar. Eskiden çocukların bir arkadaş grubu olurdu, şimdi ise sadece “kankaları” oluyor. Eskiden evlerde tek televizyon vardı ve tüm aile aynı televizyonun başında aynı şeyleri seyrederlerdi. Birlikte olan aile üyeleri¸ bir şeyleri paylaşmak için fırsat bulurlardı. Şimdi ise her odada bir televizyon ve herkesin seyredebileceği bir programı var. Eskiden evlerde tek telefon vardı ve buna bizim evin telefonu denirdi. Herkes aynı telefonla iletişim kurar ve eşe dosta aynı numarayı verirlerdi. Şimdi ise herkesin bir cep telefonu var ve bu benim numaram diye verilmektedir. Eskiden misafirliğe gidip gelmeler eksik olmazdı. Çocuklar hem akrabalarını tanıma fırsatı hem de onların çocuklarıyla paylaşma adına oyun oynama fırsatı bulurlardı. Şimdi ise ev pislenecek ya da kim yemek yapacak diye ne misafirliğe gidiliyor ne de misafir çağrılmaktadır. Eskiden “biz” vardı, şimdi ise “ben” var. Bütün bunlar bencilleşmenin önünü açmıştı.

Peki, bencil kişiler ne yapar? Başkalarını anlamaya çalışmazlar, sorumluluk taşımazlar kısacası kendilerinden başka kimse önemli değildir onlar için. Kendilerine fayda sağlayacak bir şey varsa, başkalarının arzuları, istekleri ya da onların ne duruma düşecekleri önemli değildir, varsa yoksa tek kendileri ve bencilce istekleri vardır ortada. Aynı zamanda oldukça da mutsuzdurlar. Bir insan kendini merkeze alarak yaşamaya başladığında, aslında tam tersi olarak ta mutluluğu kendinden uzaklaştırmaktadır. Bencil insanlar sadece kendi çıkarları için yaşar ve sizi kendi çıkarları doğrultusunda severler.

Aslında bu durumda üzerinde durmamız gereken konu çocuk yetiştirmeden ziyade, sağlıklı aileler kurmak ve sürdürmektir. Bu zamanda herkeste bir para hırsı almış başını gitmektedir. Oysa ailemiz için verebileceğimiz en güzel şey zaman. İlk olarak önceliklerimizi belirleyip daha sonra zamanımızı doğru yöneterek, ailemizin sevgi, ilgi ve alaka ihtiyaçlarını yeterince karşılamalıyız. Aksi takdirde çocuklarımıza şu mesajı veriyoruz “para her şeydir”. Ailemize yeterince kaliteli vakit ayırmadığımız zaman, erdemden değerden uzak yetiştirdiğimiz o “materyalist ruhlardan” yaşlandığımız zaman ilgi, saygı ve sevgi bekleyeceğiz ama veremediğimiz duyguları da alamayacağız maalesef ki.

Bizler işe giderken, güne giderken, tavla partileri yaparken, balık sofralarına katılırken, okey masalarında zaman harcarken; ailelerimizi öncelik olarak görmediğimiz, onlara değersizlik hissi yaşattığımız ve onlarla birlikte bir doğa yürüyüşü bile yapmadığımızda; çocuklarımızın küçük ama paha biçilmez mutluluklarını paylaşmadığımız sürece er ya da geç kendimizi eksik ve yalnız hissedeceğiz. Biz ailelerimizi mutlu ettiğimiz zaman mutluluk ve paylaşımda bumerang gibi bize geri gelecektir. Bizler ileride çocuklarımızın nasıl yetişkinler olmasını istiyorsak önce kendimiz o rolü üstlenmeliyiz yani “bencil” olmamalıyız ki, yeni nesillerde paylaşımı ve sevgiyi öğrensin..

En nihayetinde, bir mahallede insanların birbirlerinin yardımına koştuğu bir hayat hepimizin hayali değil midir?

Paylaşmak sevgiyi doğurur, bireysel çıkarlardan uzak yaşamak bencilliği öldürür, sevmek mutluluğu yaşatır ve iyi niyetli olmak insan olduğumuzu bize hatırlatır! Kısacası iyi niyetli olmak, bencil ve fesat yaşamamak, ilişkilerini kişisel çıkarlarına göre oluşturmamak, çıkarsız paylaşmak, insanoğlunun aslında unuttuğu yaşam şekli oldu son dönemlerde. Halbuki bizler ne kadar çok paylaşımcı ve samimi yaşarsak o kadar çok mutlu olabiliriz.

Kısa ve doğru mesaj veren öyküleri çok sevdiğim için bu haftaki yazıma da uygun bir öykü ile sizlere sevgiyle kalın demek istiyorum..

Ölüp cehenneme giden bir adam hakkındadır bu öykü.

Şeytan bu adamı nefis yemek kokuları gelen bir odaya götürür. Odanın ortasında büyük bir tencere ve çevresinde oturan insanlar vardır. Bu çok zayıf, bir deri bir kemik kalmış insanlar acıyla inlemektedir.
Cehenneme yeni gelen bu adam tencerenin çevresindeki insanların ellerinde kepçeye benzer, uzun saplı kaşıklar görür. Kaşıklar ellerine bağlıdır. Kaşığı tencereye daldırabilmekte ama hiçbir şey yiyememektedirler çünkü kaşıkların sapı o kadar uzundur ki, ellerindeki kaşıkları bir türlü ağızlarına götürememektedirler..

Lütfen der adam “Bana bir de cenneti gösterir misin?”
Elbette der şeytan; ”Sonsuzlukta birkaç dakikanın ne önemi var” der ve onu cennete götürür.
Adam cennete girince hem çok şaşırır hem de kafası karışır. Gördüğü manzaranın cehennemdekinden hiçbir farkı yoktur. Yalnızca insanlar mutlu ve sağlıklıdır, kahkahalarla gülmektedirler.
Adam ”Anlayamadım” der, “Her şey aynı, herkesin gene ellerine bağlı uzun saplı kaşıklar var ve gene hepsi de bir tencerenin çevresinde oturuyorlar. Farklı olan nedir? Neden burası cennet? ” Şeytan adamın sorusunu yanıtlamaz. Tam çıkarken, adam başını bir kez daha çevirir ve olan biteni anlar. Herkes ellerindeki uzun saplı kaşıklarla birbirlerini beslemektedir!..
Sonuç olarak, ”Hepimiz bir bütünün parçasıyız ve hepimizin bir başkasına gereksinimi var..!

20.07.2018 (22)

ŞİRA YILDIZ ASAN

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kullanılabilinir.

http://m.ticarihayat.com.tr/yazar/BIZE-NE-OLDU-2-BENCILLESTIK/1556

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir