skip to Main Content
Motivasyon Kisisel Gelisim

BAŞARILI OLANLARI SEVMİYORUZ… (35)

BAŞARILI OLANLARI SEVMİYORUZ…

Takdir etmeyi bilmiyoruz, hep kıskanıyoruz. Kimse, kimsenin iyiliğini düşünmüyor. Başarılı olanlar için de “Ben bunu nasıl aşağı çekerim?” diye uğraşıyoruz.

Başarıya tahammülümüz yok aslında. Başarılı kişiler bizi rahatsız ediyor ve kendimizi kötü hissettiriyor. Kısacası başarılı kişileri ve işleri kıskanıyoruz. Kıskançlık insanın doğasında olan bir duygudur fakat azı karar çoğu zarardır.

Çok çalışıp başarını, işinde iyi olanı, herkes tarafından sevileni, enerjisi yüksek olanı, hayatından mutlu olanı, arabası daha iyi olanı, evi güzel olanı, sürekli düşüp kalksa da gene başarılı olanı, güzel ve yakışıklı olanı, bizde olmayıp da onda olanı, işinde yükseleni, çok gezeni, hep mutlu fotoğraf paylaşanı, güzel bir aile hayatı olanı, istediğini yapanı, bizim istediğimiz hayatı yaşayanı, derdi az olanı; kısacası bize göre daha bir hayata ve kariyere sahip olan herkesi kıskanıyoruz…

Neden mi? Çünkü hayatımızı hep başkalarının hayatları ile kıyaslıyoruz ve kendimizden daha iyi ve daha üretken olan birisine tahammül edemiyoruz. Bizden daha iyi ve daha yetenekli olanı hazmedemiyoruz ve ona karşı bir şekilde psikolojik şiddet uygulamayı tek çıkar yol olarak görebiliyoruz. Bu durum kıskandığımız kişiyi sevmemeye, onu hor görmeye, ona soğuk davranmamıza, kişiliğini eleştirmemize, özel yaşamı ile ilgili dedikodu yapmamıza hatta ona zarar vermeye kadar bizi götürebiliyor. Buna haset veya çekememezlik diyoruz. Hiç hoş olmayan ve çok yıkıcı bir duygudur bu kişi için aslında.

Peki, önce kıskançlığın tarifine bakalım; “Bir başkasının üstünlüğü, daha iyi olan şartları karşısında duyulan haset.” (Büyük Larousse) veya herhangi bir bakımdan kendinden üstün gördüğü birinin bu üstünlüğünden acı duymak, haset etmek, esirgemek, imrenmek, çok görmek ve yerinde olmayı istemek. Demek ki “kıskanmak” terimi birkaç anlamı içinde barındırıyor. Bunlardan biri de; başkalarının başarı, statü, şans, mal, iyi görünüş, mevki veya başka bir özelliğini çekemeyerek onların kaybolmasını, o kişide kalmamasını istemektir.

Haset kişiler kendi performanslarını yükseltmek yerine yukarıdakini kendi seviyesine çekmeye çalışırlar ve bunun içinde elinden geleni yaparlar! Dünyanın en aciz şeyi başarıyı kıskanmaktır. Daha iyisini yapabiliyorsak yapalım… Yapamıyorsak takdir edelim… O da içimizden gelmiyorsa o zaman susalım…

Aslında kıskanan, başarılı olan kişinin yerinde olmak ister. Bir hırsla çalışmaya başlar ama sonrasında ona zor geldiği için veya başaramadığı için pes eder. Ve pes ettiği o ilk dakikadan itibaren daha çok kıskanır başarılı kişiyi çünkü onun gibi olamayacağını bilir. Gıpta ile bakılan ve özenilerek hissedilen kıskançlıklar zararsızdır, kıskanan kişiyi başarıya doğru iştahlandırır. Bir de başarılı olan kişiyi aşağıya çekmek hissiyle yoğrulmuş kıskançlıklar vardır, işte bunlar çok tehlikelidirler. Bu tür kıskananlar, amaçlarına ulaşmak için hayatlarında her türlü alçaklığa, hileye başvururlar maalesef. Kişiler özellikle kendinden küçük gördükleri insanların başarılarını sindiremezler ve o başarıyı kişiye yakıştıramazlar.

Kendisiyle barışık ve mutlu insanlar kolay kolay kıskanmazlar.

Mutluluğu insanlar en çok maddi şeylerde ve başarıda arasalar da, mutluluk sadece kişinin içindedir. Kıskanmanın temel nedenleri arasında; özgüven eksikliği, kişinin kendisine olan yetersiz inancı, başkalarını her zaman daha iyi görmesi, gözünde büyütmesi, kendini değersiz hissetmesi, kendi değerinin farkında olmaması, kişinin kendini gerçek anlamda tanımaması, bir ilişkide gerçekten ne istediğini bilmemesi, sürekli endişe, korku ve kaygı girdabının içinde yer alması, karşı cinsi tahrik etmesi, kişileri kontrol etme isteği gibi duygu ve düşünce sistemini sayabiliriz.

Kişi kıskançlığıyla başa çıkamadığı zaman ise hasetlendiği ile uğraşmaya başlar. Kıskandığı kişi ile bir araya geldiği zaman hele ki topluluk içinde ise, onu küçümseyerek küstahça davranış biçimi sergiler. Bununla da yetinmediğinde ona nasıl zarar vereceği düşüncesi ile meşgul olmaya başlar. Birde beğendiğimiz, hoşlandığımız, imrendiğimiz, kendimize örnek aldığımız ve benzemek istediğimiz kişiler ve durumlar vardır; buna kıskançlık değil de gıpta etmek diyoruz. Özellikli iyi huy kişileri daha da mükemmele götürmeye vesile olur.

Karşımızdaki kişi emek vererek, çabalayarak başarılı olduysa bunu da alkışlamayı ve takdir etmeyi bilmemiz gerekir.

Özellikle bizim toplumumuz için benim gözlemim şu şekilde olmuştur; emek vermeden bir şeyler elde edeyim fakat bu gerçekleşmediğinde ise benim hedeflerime ulaşanları da baş düşman ilan edeyim zihniyetinde yaşamak. Şunu görmemezlikten geliyoruz aslında veya görmek istemiyoruz; emek verilerek kazanılan başarı bizi motive etmeli ve bizde bunu örnek alarak başarıya doğru ilerlemek için aynı çabayı sarf etmeliyiz. Hem tembel, hem rahatına düşkün, hem hazırcı, hem kıskanç, hem belki de yetersiz olup; başarana karşı hasetlik duymak kişinin kendisi için yaratabileceği en kötü ruhsal durumdur.

Çok çalışılarak elde edilen başarıya gıpta etmek, imrenmek ve o kişi gibi olmak isteyebiliriz. İsteyelim de, neden olmasın? O vakit o kişiyi kendimize örnek alarak aynı şekilde büyük çaba göstererek, emek vererek ve çok çalışarak adil bir şekilde hedefimizi gerçekleştirebiliriz. Başarı dediğimiz şey, gökten yağarak kendiliğinden kucağımıza düşmüyor, sadece ve sadece çok çalışarak gerçekleşebilir. Çok çalışan insan taşlanmak yerine alkışlanması gerekir. Başarılı bir insanın o duruma gelene kadar ne zorluklar yaşadığı, ne mücadeleler verdiği ve de ne emekler harcadığı ne yazık ki kimse düşünmek bile istemiyor. Çünkü onlar sonuca odaklı his geliştirip, kendileri ile kıyaslayarak olumsuz duygu durumu içine girmekle meşgul oluyorlar sadece..

Peki, ne yapmalıyız?

Kıskançlığı olumlu harekete dönüştürebilmek için hissedilebilecek kin ve düşmanlıktan kurtulmalıyız. Başka birinin bizim sahip olduğumuz şeyi elde edememesini dilemekten veya kaybetmesini arzulamaktan vazgeçmeliyiz. Kıskandığımız kişiye saygı ve hayranlık duymaya çalışmalıyız. Ardından özellik ve yeteneklerinin neler olduğunu bularak benzerlerini nasıl edinebileceğimizi düşünmeli ve gerekli yapıcı tedbirleri almalıyız.

Acaba niçin kıskanıyoruz? Aslında kötü biri olduğumuzdan değil, sadece bir şeyin eksikliğini hissettiğimizden bu durumun ortaya çıktığını bilmeliyiz. Kıskandığımız insanı tanıyorsak, hayatının sadece parıltılılardan ibaret olmadığını, birçok dertlerinin de bulunduğunu görmeliyiz. Böylelikle bu kadar kıskanmaya gerek olmadığını anlar, belki o kişiye acımaya başlarız. Yoksa kıskançlığın bedenimize ve ruhumuza birçok zararları vardır. Sürekli olarak bizden daha üstün, daha güzel veya daha başarılı olanlarla yaptığımız kıyaslamalar bizde kıskançlığa, hayal kırıklığına ve dolayısıyla mutsuzluğa yol açar. Bunun yerine, kendimizi bizden daha az talihli olanlarla kıyaslarsak ve bunu sahip olduğumuz her şeye yansıtırsak hayatımızdan daha tatmin olur, daha mutlu olabiliriz.

Evet, başarılı olanları sevmeyebiliriz ve onların düşmesi için içten içe dua ediyor da olabiliriz.. Toplumun gözünde başarı; iyi bir maddi gelir getiren kariyer, büyük bir ev, lüks bir araba olabilir..

Fakat bunlar başarılı olmanın tanımı olamaz aslında… Ralph Waldo Emerson ise “BAŞARIYI” şöyle tanımlamıştır:

Sık sık gülmek ve çok sevmektir, akıllı insanların ve çocukların sevgisini kazanmaktır, dürüst eleştirmenlerin onayını almak, sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır, güzeli sevmektir, herkesin en iyi yanlarını bulmaktır, karşılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir.  Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır. Gönlünce eğlenmek ve gülmek, kendinden geçerek şarkı söylemektir. Tek bir kişi bile olsa birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmektir.

İşte tüm bunlar da aslında “BAŞARILI” olmaktır… Kişiye göre başarı algısı farklı olsa da, iyi niyetli “YAŞAMAK” çok güzeldir..

Her zamanki gibi haftaya kadar mutlu kalın ve evinizden sevgi eksik olmasın diyorum.

26.10.2018 (35)

Şira Yıldız Asan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Ticari Hayat Gazetesine ve Şira Yıldız Asan’a aittir. Kaynak gösterilirse veya habere aktif link verilirse köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kullanılabilinir.

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1735

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir